Münih Gezi Rehberi (Bavyera Yazıları – 7)

İlk gördüğümde çok da etkilenmediğim ve bunu da yazdığım yazıya yansıttığım Münih’i sonradan 2 kez daha görme fırsatım oldu. O yazıda “Münih’e haksızlık ediyor olabilirim” diyerek açık bir kapı bırakmıştım. Hala bir “gezgin gözüyle” Münih’i çok seviyorum diyemem, fakat artık o kadar da hakkını yemiyorum. O zaman Münih’i gezmeye başlayalım. daha fazlasını okuyun

Reklamlar

Münih Yeme – İçme Rehberi

“Münih’te; İtalyan, Yugoslav, İspanyol, Türk, Endonezya ya da Çin yemeklerini bulabilirsiniz. hatta bazı restaurantlarda uluslararası yemekler yiyebilirsiniz; bunun dışında, Münih’te yemek yiyemezsiniz. Restaurantlarda yemekler ikinci planda kalır, biranın yanında bir tür garnitür.”

Helmut Qualtinger

Ne olacağını bilemiyorsun işte, ilk gittiğimde bir kez daha adım atmayı aklımdan bile geçirmediğim bir şehre üçüncü kez gidip artık bu yazıyı yazacak duruma gelmek de varmış. daha fazlasını okuyun

İmparatorluğun Özgür Şehri: Esslingen

Trenden iner inmez karşıma, Doğu Berlin’in sevimli trafik ışıkları “ampelmann” çıkıyor, şaşırıyor ve seviniyorum, henüz Berlin’e gitmemişim ve üstelik ampelmann’ın gerçekten bizim Doğu ya da Batı’da olduğumuzu simgeleyen bir şey olduğunu zannediyorum, bir an ampelmann niye burada diye sorgulamaya başlıyorum. Trafik ışıkları neden böyle? daha fazlasını okuyun

Berlin’den Kalan

İlk gün duvar ve meclis ziyaret kısmı bittikten sonra, ikinci gün soluğu Museumsinsel’de aldım ki bu kelime “Müze Adası” anlamına geliyor. Anlaşılacağı gibi, bu bölgede bulunan birçok müze var, hepsini tek bir anda ziyaret etmeniz vakit darlığında mümkün değil. Dolayısıyla, ya gün sayınıza göre seçimde bulunacaksınız, ya da Berlin’e ayıracağınız zamanı daha uzun tutacaksınız. daha fazlasını okuyun

Berlin Duvarı’nın İzinde

“Siz insanlar bu hayatı özgür ve güzel yapma gücüne sahipsiniz. Bu hayatı muhteşem bir maceraya çevirmek için, izin verin bu gücü kullanmamıza, izin verin birleşmemize…” Charlie Chaplin

                Berlin Duvarı’nın bugün ayakta kalan kısımlarından birinde, alelade bir köşede yazıyordu bu. Duvarın olduğu haliyle korunduğu söylenen birkaç yerden birindeydi… Berlin’e gelme sebeplerim çoktu, uzun zaman küçümsediğim, uzun zaman görmezden geldiğim bu şehir, birçok insanın anlata anlata bitirememesi neticesinde radarıma girmiş ve sonrasında ise duvarın beni etkileyen öyküsü Berlin’i bir daha çıkmamacasına “gidilecek yerler” listeme ilk sıradan sokmuştu. daha fazlasını okuyun

Bergama’nın Mirası

Otobüs Bergama’ya girerken, Bergama’nın en yüksek tepesinde görünen Akropolis, bana bir anda Atina’yı hatırlatıyor. Şehrin hemen her yerinden gözüken hakim bir noktada Akropolis, Atina’daki muadili gibi görkemli görünmüyor belki, ama olan manzara da yetiyor, hem Bergama mirasını koruyamamış bir şehir,  belki şöyle söylemek daha doğru olur, Bergama’nın mirasını korumasına izin verilmemiş.

daha fazlasını okuyun

İzmir’in Yanıbaşında – Sığacık Pazarı

“Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.”

Cittaslow/sakin şehir hareketinin Türkiye sayfasında alıntılanmış Milan Kundera’nın bu sözleri. Bu hareketi hatırlatmamın sebebi ise, bu yazıda size Türkiye’deki on sakin şehirden biri olan Seferihisar’ın mahallelerinden olan Sığacık’tan ve burada kurulan pazardan bahsedecek olmam. daha fazlasını okuyun

Hayatı Renklendir: Kula

Ankara – İzmir yolunun bir yerlerinde Kula’ya gelirsiniz ve sizi kocaman tabelalar karşılar: “Kula Evleri’ni Gördünüz mü?” Gelip geçen çoğu kişi için bu sorunun cevabı “hayır” olur, yıllardır bizim için de böyleydi. Bu yıl İzmir’e giderken, havanın güzelliği, yolculuğun hafiften yorucu olmaya başlaması ile birlikte Kula’ya girmeye ve o soruya olumlu cevap vermeye karar verdik. daha fazlasını okuyun