Münih Yeme – İçme Rehberi

Ne olacağını bilemiyorsun işte, ilk gittiğimde bir kez daha adım atmayı aklımdan bile geçirmediğim bir şehre üçüncü kez gidip artık bu yazıyı yazacak duruma gelmek de varmış.

İlk gittiğimde iki, sonrasında üç ve bu gittiğimde on üç gün geçirdim Münih’te. Sokak yemeklerinden, çeşitli dünya mutfakları restaurantlarına ve elbette vazgeçilmez brauhauslar’a kadar buyrun Münih’te yeme içme rehberine…

AKŞAM NE YİYELİM? 

Wirsthaus in der Au ($$$$)

Madem Almanya’dayız, önce Alman restaurantları ile başlayalım. Biz ortaya karışık Alman tepsisi söyledik. Tepside Alman mutfağından bir seçki vardı. Domuz dizinden yapılan haxe, yine domuz rosto, ördek eti, bratwurst ve patates ile ekmek ezmeleri (dumplings)... Bir de tabii ki haşlanmış sebzeler. Ayrıca mekanın kendi birası auer craftbier çok başarılı. Bunun dışında Paulaner‘in biralarını da bulabiliyorsunuz. Fakat kendi biralarını es geçmeyin. Tek bir seçenekte kalmak istiyorsanız Paulaner’i denemeyi başka yere bırakın, gerekirse marketten de alabilirsiniz. Bahsettiğim Alman tepsisi kişi başı 19.80 Euro, biz toplam 7 bira, iki kişilik Alman tepsisi ve bir tatlıya toplam 75 Euro verdik.

(Lilienstrasse 51 – nispeten Deutsches Museum’a yakın…) 

IMG_4734
Wirsthaus in der Au

Wirsthaus Ayingers ($$$$)

Bir başka Alman restaurantı, merkeze daha yakın bir konumda bulunuyor. Burada Münih’in bir klasiği olan sosislerden bratwurst ve yine domuz dizinden yapılan haxe ile birlikte Almanya’nın simidi olan bretzel sipariş ettik. Bir önceki gidişimin ilk akşam yemeğiydi ve çok da lezzetliydi. Mekan ayinger biralarından satıyor adından anlaşıldığı üzere.

(Platzl 1A – Marienplatz’a yürüme mesafesinde…) 

Andy’s Crablergarten ($$$$)

Çeşit çeşit ve adeta “kafam kadar” şinitzeller… Çok aç değilseniz kesinlikle kişi başı bir tane söyleme hatasına düşmeyin. Şinitzeller 10.90 Euro ve 12 çeşit şinitzel var. Baharatlı, hardallı, biberli, kremalı ve çeşitli soslarla çeşitlendirilmiş şinitzeller bunlar. Hepsi inanılmaz lezzetli. Kesinlikle es geçmeyin burayı.

(Thalkirchner Strasse 2, Sendlinger Tor metro durağından yürüyerek ulaşılabilir.) 

IMG_2905
Andy’s Krablergarten

Dhaba Indisches Restaurant ($$$$)

Münih’te bu kez Dünya mutfağına ait restaurantlara da gittik Alman mutfağının yanı sıra. İlk denediğimiz yer burasıydı, daha doğrusu benim denediğim ve tek kelimeyle ba-yıl-dım. Münih’te gittiğim her yer arasında ilk sıraya koyduğum yer burası oldu. İçeri girdiğinizde sizi elbette yoğun bir koku karşılıyor, Hint mutfağının özü bu koku en nihayet. Ben tavuk masala yedim ve yanına da Hint birası King Fischer tercih ettim. Kırmızı ve beyaz et seçenekleri, ördek yemekleri ve bol miktarda vejetaryen seçenek de mevcut. Üç kişi toplam 55 Euro hesap ödedik.

(Belgradstrasse 16 – Münchner Freiheit metro durağından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Rezervasyonsuz gitmeyin.) 

Blau Nile ($$$$)

Burası bir Etiyopya restaurantı. Ortaya bir Etiyopya tepsisi söyleyip keyfinize bakın. Dana, tavuk ve domuz etinden oluşan yemeklerin yanı sıra, mercimek, salata, yumurta, peynir, ıspanak kavurma da tepside mevcut. Yeme biçimi ilginç, özel ekmekleri yemeğe bandırıp sararak, yani pratikte aslında elinizle yiyorsunuz. Benim Münih’te ilk üçe koyacağım bir restaurant gittiklerim arasında. Yemeğe de Kurumbacher ve Mönschoff biraları eşlik etti. 50 Euro civarında bir hesap ödedik, en sonda da ikram olarak baklava geldi. Yanına ilginç bir şekilde mangolu sos ile birlikte…

(Viktor-Scheffel Strasse 22 – Münchner Freiheit durağından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Dhaba’ya da çok yakın.) 

IMG_4820
Blau Nile

An-Thu ($$$$)

Bu kez Vietnam’dayız. Ben burada kendim ettim kendim buldum… Ortaya gelen acı demenin yetersiz kalacağı sosu, “ne kadar da güzel gözüküyor” diye kaşıklayıp tat alma duygumu kaybettim. Sonrasında gelen curry soslu ördek yemeğimin tadını çıkaramadım. Ortaya sushi benzeri bir mezenin yanı sıra, deniz ürünleri ve etli böreklerden oluşan bir başlangıç tabağı ısmarladık, bir de çorba ve yemeğin yanına Vietnam birası Saigon. Bu mutfağa benim tat alma duygumu kaybetmemin yanı sıra, bulmuşken neden kullanmayalım tadında bol keseden yemeklere katılan kişniş de ısınmamı engelledi. Yine de Kerem çok başarılı olduğunu söylediğinden ben de size bunu not düşmüş olayım, kendisinin damak tadı iyidir, belirtmeden geçmeyeyim. İki ana yemek, bir başlangıç tabağı, bir çorba ve bir biraya 75 Euro hesap verdik, yani biraz tuzlu bir yer. Fakat dediğim gibi, bu gezide yediğimiz yemekler arasında burası ise Kerem’in favorisi…

(Kurfürstenstrasse 31 – Giselestrasse metro durağından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Dhaba ve Blau Nile’e de çok yakın.) 

Steinheil 16 ($$$$

Burası da şinitzeli ile ünlü ve buradaki şinitzeller de yine aynı tabirle “kafam kadar”, hatta bu restauranttan paylaşılan fotoğraflarda eli şinitzelin üstüne koyup boyutu sergileme modası da mevcut. Fiyatları Andy’s Krablergarten ile aynı sayılabilir, buna rağmen şinitzel çeşidi ise epey az. Gerçekten lezzetli, fakat Andy’s bir adım daha önde sayılabilir. Burası üniversiteye yakın olması sebebiyle biraz daha öğrencilerin geldiği bir yer, epey kalabalık olabiliyor. Paylaşımlı masalarda oturmanız olasılıklar dahilinde. Chili con carne de baya lezzetli.

(Steinheilstrasse 16 – Stiglmaierplatz metro durağından yürüyebilirsiniz.) 

IMG_4865
Steinheil 16

Grona ($$$$

İtalyan eksik mi kalsın? İtalyan’ın boynu mu bükülsün? Pizzalar, makarnalar “hani biz” mi desin? Tabii ki öyle olmasın, bunca yerin arasına bir de İtalyan sıkıştırmak kolay olmadı, ama başardık. Daha doğrusu buna özel bir vurgu yapmamın sebebi benim onca seçenek arasında, “İtalyan’a gitmesek de olur, Türkiye’de pizzalara kıran mı girdi?” söylenmelerim… Ama ben kafamı nerelere vurayım? Bu restauranta gidin! Marienplatz’ın oralarda bu küçük İtalyan restaurantı ve üç kişiden az iseniz rezervasyon kabul etmiyor. Bar kısmında ya da paylaşımlı masalarda yer bulabiliyorsunuz, artık şansınıza kalmış; hemen ya da biraz bekleyerek. Klasik İtalyan pizzaları gibi az çeşitli, ama o çeşitleri bol kullandıkları pizzalar var menülerinde. Pastırmalı Grano Pizza gerçekten çok güzel. Ayrıca limon sorbe ve diğer pastaları da harika. Et içermeyen vejetaryen pizza çeşidi, et içerenlere göre fazla bile sayılabilir. Ev yapımı şarapları ve denediğimiz diğer Alman şarabını fazla övemeyeceğim, kötü değil; ama çok daha iyi şaraplar içtim daha önce. İki pizza, iki tatlı ve iki kadeh şaraba 38 Euro hesap ödedik.

(Sebastianplatz 3 – Marienplatz ya da Sendlinger Tor’da metrodan inip yürüyebilirsiniz.) 

IMG_4946
Grona

Chopan ($$$$

Münih’te üç şubesi bulunan bir Afgan restaurantı burası. Yemekler bizim yemeklere benziyor, başlangıçlar özellikle başarılı. Yemeklerin bir kısmında yine kişniş kullanılmış. Mevsimine göre patlıcanlı ya da ıspanaklı soslar da yemeklerde yaygın. Domuz eti yemeyen, ama dünya mutfağından seçenekler denemek isteyenler için de güvenli bir liman. Ben safranlı kuzu eti yanına Mango Lassi adlı bir Afgan içeceği tercih ettim. Kişi başı 25 Euro civarı bir hesapla kalkacaksınız muhtemelen.

(Occamstrasse 3 – Isartor s-bahn durağına yürüme mesafesinde. Münih’te ikisi aynı caddede ve yan yana olmak üzere üç şubesi var. Bu bizim gittiğimiz.) 

GEZERKEN ATIŞTIRMAK İSTERSEK? 

Ringlers ($$$$

Harika bir sandviç dükkanı. Çeşit çeşit, ister etli, ister tavuklu ve elbette vejetaryen seçeneklere sahip sandviçler yapıyorlar. İsteyenler için salataları ve ayak üstü atıştırmaya müsait ana yemekleri de var. Mekanları küçük ve bar sandalyelerine oturuyorsunuz. Tek sandviç 4-5 Euro civarında. Üstelik merkeze çok yakın. Atlamayın.

(Sendlinger Strasse 45 – Sendlinger Tor metro durağına çok yakın, ayrıca merkezde gezerken de yürüyerek ulaşabilirsiniz.) 

IMG_4729
Ringlers

Bami House ($$$$)

Vietnam sokak yemekleri yapan ve sandviçleri de oldukça başarılı olan bir yer burası. Ben Bami 1976 Special sandvicini denedim, deniz ürünlü bir sandviçti. Yine kişniş de kullanılmıştı, fakat rahatsız edici değildi. Kişnişleri hallettikten sonraki lezzet ise harika. Sandviçler 7 – 8 Euro civarında.

(Turkenstrasse 21 – Universitat metro durağından yürüyerek ulaşabilirsiniz.) 

IMG_4967
Bami House

Mustafa’s Gemüse Kebap 

Berlin’i yazan her Türk buradan benzer cümlelerle bahsetmiştir, “Almanya’da döner mi yenir demeyin, yenirmiş…” Şimdi bu cümle çok klişe duruyor olsa da bu yaptığınızı başka türlü daha net açıklamak mümkün değil. Mustafa’s Gemüse Kebap’ın Münih’te de bir şubesi var ve Berlin’le aynı durum burada da mevcut, önünde kuyruk bekleyen insanlar… Dönere tadını içeriği veriyor, sebzeler ve sosları. Zira et kırmızı et değil, tavuk ve hindi karışımı. Yine de lezzetli. Aynı cümleyi bir kez de ben kurayım da iyice ikna edici olsun, “Almanya’da döner mi yenir demeyin, gidin ve tadına bakın, zira çok güzel…”  (Ticaret gözü: Bundan açacaksın Bağdat Caddesi’ne, önündeki kuyruğu şimdiden hayal edebiliyorum.)

(Karlsplatz 21-24 – Kalsplatz metro durağında inin, hemen çıkışında.) 

Rischart 

Münih’te her yerde görebileceğiniz ve özellikle bavaria sandviçi çok başarılı bir yer burası. İşin açığı biz burayı Bavyera’nın diğer şehirlerine giderken trene binmeden önce kullandık. Tren garında sandviç satan çeşit çeşit yer arasında bence en başarılısı… Fiyatları genelde diğerlerine göre 1 Euro civarında daha pahalı, ama o farka sizi daha fazla doyurarak karşılık veriyor. Sandviçler 3 – 4 Euro arasında, çay 2 Euro.

KAHVE (BİRAZ DA ÇAY?) İÇELİM, TATLI YİYELİM! 

Münih’te zengin bir kafe kültürü de var ve genel olarak gerçekten çok başarılılar. Gezerken yorulduğunuz bir noktada hemen oturacak bir kafe bulabiliyorsunuz. Bunlardan denediğim birkaç tanesini aşağı yazıyorum, hepsi çok başarılı. Dolayısıyla hepsine gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz.

The Victorian House 

İngiliz tarzı bir kafe, duvarlarında bilimum İngiliz mühim şahsiyetinin resimleri var. Birçok çay çeşidi de cabası. Fiyatlar uygun. Tatlıları çok güzel. Ben baharatlı çaylarını çok sevdim. Meyve aromalı çayları ve bitkisel birçok başka çayı da mevcut. Kestaneli pastası ise harikaydı.

(Frauenstrasse 14 – Marienplatz’tan yürüyebilirsiniz.) 

IMG_4660
The Victorian House

Lost Weekend 

Üniversitenin dibinde bir kafe… İçerisi tam bir öğrenci ortamı, büyük paylaşımlı masalar, ders çalışanlar, bilgisayarında oyun oynayanlar… Cam dibinde kaloriferin üstünde dahi oturma yerleri var, boş bulduğunuz bir yere kıvrılabiliyorsunuz. Kahveleri ucuz ve güzel. Mekanda genel olarak gördüğüm kadarıyla naneli çay baya popüler.

(Schellingstrasse 3 – Universitat durağından azıcık yürüyün. “Love Kills Capitalism” yazısını gördüğünüzde doğru yerdesiniz.) 

DSC06287
Lost Weekend

Dinatale 

Bir İtalyan kafe… Dolayısıyla espresso ve cappucinolar’ı baya başarılı. Sandviçleri de yukarıda bahsettiğim sandviççiler kadar olmasa da böyle bir mekana göre çok güzel. Ben burada yediğim cheesecake’e ise taptım. Eğer varsa kaçırmayın. Çok küçük bir mekan olması sebebiyle haftasonu yer bulmanız zor olabilir.

(Veterinarstrasse 4 – Yine Universitat durağında inin, biraz yürüyün.) 

WhatsApp Image 2018-03-02 at 16.23.34
Dinatale

Aroma Kaffeebar

Burası Türkiye’de de yaygınlaşan “yeni nesil kahvecilerden” biri. Filtre kahvesi, “cold drip” ve “cold brew” kahveleri çok güzel. Kullandığım terimler çok düz gelebilir, fakat maalesef size “Honduras çekirdeklerinden yapılan kahvelerine bayıldım, mutlaka deneyin” diye anlatacak düzeyde bir kahve tutkunu değilim. Bu mekanları seviyorum ve buranın kahveleri de harikaydı. Soğuk kahvenin şişeleri de çok tatlı. Hemen eve getirdim, kaçırmam. Tatlıları da elbette çok güzel. Kahvenin yanına iyi gidiyor. Ayrıca bilimum geyik malzemesi ürün de satıyorlar.

(Pestalozzistrasse 24 – Fraunhoferstrasse durağında inip yürüyün.) 

IMG_4839
Aroma Kaffeebar

O’ZAPFT IS (FIÇI DELİNDİ) 

Ve gelelim yazının en çok beklenen noktasına, adeta merak edilen yerine. Şimdi Bavyera ve özel olarak da Münih denilince aklımıza Oktoberfest geliyor. Yukarıda bu bölümün başlığı yaptığım ve fıçı delindi anlamına gelen söz de Oktoberfest’in açılışında Münih’in belediye başkanı tarafından söyleniyor (bir belediye başkanının böyle bir festivali açıyor olması bizim için hayal etmesi güç bir görüntü olsa da) ve insanlar biralarını içmeye davet ediliyor. Zaman uyumsuzluğu sebebiyle ben Oktoberfest’i göremedim, ama Kerem’in anlattığı ve çektiği fotoğraf ve videolardan gördüğüm kadarıyla Oktoberfest Münih’te bir milli bayram muamelesi görüyor. Geçit yapan bira firmaları, süsledikleri fıçılar ve atlarla şehrin merkezinde boy gösteriyorlar ve sonrasında festival boyunca bira su gibi akıyor.

Ben festivali size detaylarıyla anlatamasam da gelin Münih’in ünlü bira evleri brauhaus diye bilinen yerlerden bahsedelim.

Hofbrauhaus 

Münih’in en ünlü, en turistik ve en az Alman ağırlayan brauhaus’u burası. İçerisi her daim kalabalık. Litrelik biradan az bira seçeneği yok. Ayrıca dev gibi bretzeller de satılıyor. Geleneksel Bavyera kıyafetleri olan dirndl giymiş kadınlar ve tracht giymiş erkek görevliler ortalıkta dolaşıyor. Paylaşımlı masalarda oturuyor ve hep birlikte kadeh kaldırıyorsunuz. İlk günlerinizde giderseniz çok seveceksiniz, eğer öyle bir zamanınız varsa ve iyice ortama alıştıktan sonra giderseniz size fazla turistik gelecektir.

(Platzl 9 – Marienplatz’tan yürüyebilirsiniz.) 

willkommen2
Hofbrauhaus (kaynak: hofbrauhaus.de

Augustiner Am Dom 

Münih’in en bilinen bira markalarından biri Augustiner. Marketlerde genel olarak tüm bölgede en yaygın olarak bulunabilen biralardan birisi. Diğer birçok birayı denedikçe favorilerimden olma özelliğinden uzaklaşsa da yine de hiçbir Bavyera birası kötü olamaz diyoruz ve burayı da seçenekler arasına alıyoruz. Augustiner’i ayrıca Hofbrauhaus benzeri ve size bir Oktoberfest simulasyonu yaşatacak bir yerde denemek isterseniz eğer merkez otobüs garajı ZOB’a yakın bir noktada bulunan Augustiner Keller‘da da içebilirsiniz.

(Frauenplatz 8 – Marienplatz’tan yürüyebilirsiniz.) 

augustiner-bb-titelbild
Augustiner am Dom (kaynak: muenchen.de)

Biergarten am Kleinhesseloher See 

İşte Münih’in ünlü bira bahçesi kültürünü burada yaşadım kışın -5 derecesinde. Ama o kadar güzeldi ki… Bir yandan göl buz tutmuş, üzerinde insanlar buz pateni yapıyor, buz hokeyi oynuyor, yürüyor, köpeklerini bile gezdiriyorlar. Bir yandan da burada oturmuş biralarını yudumlayanlar. Münih’te en huzurlu hissettiğim anlardan biriydi. Paulaner bira satıyorlar. Yazın da kuğu ve ördekleri seyrederek bira içmeniz mümkün, ama böylesi daha bir hoşuma gitti.

(English Garden – Parkın Munchner Freiheit durağına yakın taraftan girişinden daha yakın ulaşabilirsiniz.) 

img_1987

Paulaner Nockherberg 

Ben oradayken şansıma bir bira festivaline de denk geldim ve Oktoberfest’in ortamını tam olarak yansıtmasa da, nispeten o kokuyu alabileceğim bir yere girdim. Starkbierfest adı verilen ve alkol oranı yüzde 7’nin üzerindeki biraların festivali olarak düzenlenen bir etkinlikti bu, Paulaner tarafından başlatılmış olsa da birçok marka bu festivale özel biralarını çıkarmıştı. Paulaner’in çıkardığının adı Salvator’du örneğin ve diğer markalar da sonu “-tor” ile biten yüksek alkollü biralarıyla festivale eşlik ediyorlar. Yukarıda bahsettiğim mekanın festival alanında bir orkestra ve masaların üzerinde dans edenler eşliğinde biz de litrelik Salvator’umuzu yudumladık. Festivale giriş 12.90 Euro’ydu ve bu ücrete bir litrelik bira dahildi.

(Hochstrasse 77 – Mariahilplatz tramvay durağından biraz yürüyerek ulaşabilirsiniz.) 

IMG_4870
Paulaner Nocherberg

Hackerhaus 

Türkiye’de de bulunabilen Hacker-Pschorr birasının Münih’teki brauhauslarından biri burası. Paulaner ve Lowenbrau biralarını da satıyor. Biz burada Hacker-Pschorr markasının yukarıda bahsettiğim festivale özel ürettiği animator adlı birayı denemek için gittik.

(Sendlinger Strasse 14 – Sendlinger Tor ya da Marienplatz metro durağından yürüyebilirsiniz.) 

19105588_10156149191113765_7058239766739117007_n
Hackerhaus (kaynak: hackerhaus – facebook sayfası

Schneider Brauhaus München 

Ve Münih’te en sevdiğim iki biradan birisi… Biralarındaki hafif meyve aroması tadı özellikle beni cezbetti. Siyah bira sevmeyen bana siyah biraları bile güzel geldi. Kristall adını verdikleri biralarını çok çok sevdim. Menülerinde bira çeşitleri rakamlarla (Tap – 1, Tap – 2 gibi…) ifade ediliyor. Alkol oranı çok yüksek olan ve yüzde 10’u geçen biraları da var. Bardakları da insanları paltonun altına koyup götürmeye teşvik ediyor, ama yapmadık tabii. Yalnız mekanda diğer mekanların aksine görmezden gelinemeyen bir uğultu var. Oturduğumuzda biraz pişman olmadım değil, ama iyi ki kalkmamışız. Bira gelene kadar sabredin, sonrası kolay.

(Tal 7 – Marienplatz’tan yürüyebilirsiniz.) 

IMG_4985
Scheineder Weisse

Tegernseer Tal 

Ve gelelim benim favorime. Adeta su içiyormuşcasına kolay içimli, Münih’in en güzel birası. Hell’i ayrı güzel, Spezial’i ayrı güzel. İki kez gelmek istediğim tek brauhaus da burası oldu. (Haydi söyleyeyim, son gün gitmemiş olsak muhtemelen Scheineder Weisse’e de ikinci kez gitmek isterdim.) İlk gittiğimizde bize servis yapan görevlinin kibarlığı ve elbette her Türk insanında olduğu gibi Türkçe bildiği kelimeleri sıralayarak beni fethetmesi bunda etkili midir? Sanmıyorum. O biranın tadı bir başkaydı zira, e Kerem de benimle aynı fikirdeydi biranın güzelliği konusunda, o zaman gönül rahatlığıyla söylüyorum ki tek bir brauhaus’a gidecekseniz gideceğiniz yer burasıdır.

(Tal 8 – Marienplatz’tan yürüyebilirsiniz, Scheider Weisse ile karşılıklılar.) 

IMG0123
kaynak: tegernseer-tal8.com

Ned Kelly’s Australian Bar ve Kilians Irish Pub

Klasik brauhauslar dışında farklı biraları denemek isterseniz bu Avustralya barı ve Irish pub ortak bölümü imdadınıza yetişecek. Bir tarafı klasik bar, diğer tarafı daha bir oturma düzenli ve yemek seçeneği de olan bir bölümden oluşan ve yer altında bulunan bir mekan burası. Kilkenny’s isimli birası gayet başarılı, O’hara da denemeye değer. Alman biralarından (olmaz ya) olur da sıkılırsanız buraya atabilirsiniz kendinizi.

(Frauenplatz 11 – Marienplatz’a çok yakın.) 

sk2
kaynak: kiliansirishpub.com

Blücher

Bir sebeple bulunduğum bir noktada Kerem’i beklerken, tam da o caddede bulunan bu mekana oturdum. Lowenbrau’nun starkbierfest için ürettiği Triumphator adlı birayı deneme şansı buldum. Ayrıca büyük patates kızartması istediğimizde “biz bunu nasıl bitiririz?” büyüklüğünde patates kızartması getirip kalbimi fethettiler. Özellikle çıkıp gitmenize gerek yok, ama olur da yolunuz bu bölgeye düşerse uğrarsınız.

(Keferloherstrasse 87 – Milbertshofen metro durağına çok yakın.) 

Tüm bunların ardından biraz da bira çeşitlerinden bahsedeyim son olarak.

Weissebier hemen hemen her yerde karşınıza çıkacak en yaygın biralardan biri. Çok baskın olmamakla birlikte meyve ve baharat aroması hissedilebiliyor.

Hell ise bir başka yaygın bira. Biraz tatlı bir malt birası. Renginden dolayı adı böyle.

Dunkel ise koyu renk bira.

Bunların yanı sıra Bavyera’da çok yaygın olmamakla birlikte bulunabilen bock, pilsen, kölsch gibi çeşitler de var. Her şehrin ya da bölgenin kendine özgü biraları olabiliyor, eğer meraklıysanız Bavyera içerisinde gezdikçe marketlerden alıp, yolda dönerken trende ya da akşam otelinizde içebilirsiniz.

Bir de bölgede Kerem’in deyimiyle “utanmasalar 50’lik bira bile servis etmeyecekler” gibi bir durum da var. 33’lük bira gibi bir seçeneği çoğu zaman hayal etmeyin, nadiren karşınıza çıkacak. 50’lik ve litrelik biralar en yaygın seçenekler mekanlarda özellikle.

Tüm bu bilgilerden sonra, artık gönül rahatlığıyla; prost!

Afiyet olsun!

Orada yaşıyor olmasa bu yazı böyle olmazdı, can dostum Kerem’e teşekkürlerimle. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s