Okuduklarım (Güz 2017)

Herkese yeniden merhaba,

Bu sefer biraz daha az ara verdim. Şu an Didim’de zeytin hasadına başladığımız günün ertesinde yazıyorum bunu, biraz belim ağrıyor, galiba biraz da oksijen çarptı. 🙂

Geçen e-posta’dan bu yana epey kitap okuma fırsatım oldu. Birçoğu ince kitaplar olduğundan tek oturuşta bitirdiklerim de oldu. Yine “goodreads” puanları ile birlikte paylaşıyorum, puanlamalar 5 üzerinden. Bu arada bu goodreads bir nevi kitapların imdb’si, bahsettim mi hatırlayamadım. Okuduğunuz ve okumak istediğiniz kitapları bir arada görmek açısından bence çok güzel bir uygulama. Eskiden o yılın ajandalarına kaydederdim, şimdi bu uygulamayı kullanıyorum. Aslında yılsonunda tekrar ajandalara yazmak da iyi fikir olabilir, ileride toplu halde görmek açısından.

Hakikaten – Sevin Okyay Anlatıyor – Pınar İlkiz (Ayizi Kitap) 3.28

Sevin Okyay daha çok Harry Potter serisinin -oğlu Kutlukhan Kutlu ile birlikte- çevirisi ile tanıdığım biri benim. Aynı zamanda film eleştirmeni… Kitapta daha çok eleştirmen yönü ve eleştirmen yönünden kaynaklanan olaylarla ilgili anlatıları var. Kolay okunan ve güzel bir söyleşi olmuş, eni konu bir hayat öyküsü değil, daha çok “yaşadığımız ilginç olayları anlatalım” tadında ilerliyor. Sevin Okyay’a ilgi duymuyorsanız okumanızı çok da gerektirecek bir durum yok kısacası.

Kasırga “Aera” – Kemal Anadol (Doğan Kitap) 3.33

Kitap İkinci Dünya Savaşı’nda Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri roman formatında anlatma derdinde. Kemal Anadol belki hatırlarsınız, eski CHP milletvekili. Demek bir edebiyatçı yönü de varmış… O dönem Türkiye’nin Yunanistan’a gönderdiği yardımlar ve bu yardımların orada nasıl bir minnet duygusu ile karşılandığı, bugünün aksine Nazi işgali ve savaş sürecinde Yunanlar’ın bu kez kaçak olarak Türkiye’ye kaçışları… Bunlar elbette ilginç bilgiler de içeriyor. Fakat kitapta karakterler kendi aralarında adeta bir Birol Güven dizisindeymişlercesine didaktik konuşuyorlar, bazı tarihi bilgileri karakterler üzerinden vermek istemiş yazar ve bu da çok sakil durmuş. Fazla mesaj kaygılı… Oysa iki toplum arasında yaşananları tüm gerçeğiyle anlatsaymış da yetermiş. Sayfa sayısı da anlatmak istenene az gelmiş, ama bu dille yazılmış bir kitapta da fazlası okunmazmış. Yukarıdaki puan bile fazla…

Oğlumun Öyküsü – Nadine Gordimer (Can Yayınları) 3.60

Yazarı ilk kez bu kitabıyla okudum, fakat kendisi Güney Afrika’daki ırk ayrımını daha çok beyaz karakterler üzerinden anlatmış bugüne kadar ve bu kitabında ilk kez siyahi bir karakter üzerinden ilerliyor. Güney Afrika’da siyahi bir öğretmen ailesiyle beyazların mahallesinde yaşıyor, şiddete karşı ve radikal biri de sayılmaz… Bir gün kendini hapiste buluyor ve hapisteyken avukatıyla aşk yaşamaya, yani karısını aldatmaya başlıyor. Hapisten çıkınca da koşullar onu bir anda siyahiler adına aktif bir mücadeleye sürüklüyor. Biz de bu yasak aşkı kendine fon yapmış bir hikaye eşliğinde Güney Afrika’daki ırkçılığı okuyoruz. Dili çok başarılı, kurgusu gerçekten harika ve anlattığı öykü de etkileyici epey… Okumanızı tavsiye ederim. Bende yazarın başka kitaplarını okuma isteği de uyandırdı.

Fındık Kabuğu – Ian McEwan (Yapı Kredi Yayınları) 3.71 

Okuduğum en ilginç polisiyelerden biri… Aslında bunu türü öyle belirtildiği için söylüyorum, bildiğimiz anlamda bir polisiye ya da bir “katil kim” öyküsü değil bu. Hatta polisiye türüne hapsedilmeyi de kesinlikle hak etmiyor. Kitap henüz annesinin karnındaki ve doğmak üzere olan bir bebeğin dilinden anlatılıyor, ama bu dile bir “bebek dili” olarak yansımamış, aksine bebek yetişkin diliyle konuşuyor. Dolayısıyla okuduklarımız bu bebeğin annesinin karnından duydukları ile sınırlı, ama bu kitaba hiçbir durağanlık katmıyor. Annesi, kocasının kardeşi olan sevgilisi ile kocasını öldürme planları yapıyor ve kitap bunun öyküsü. Yazılma biçimi o kadar heyecan verici ki, bu süreçte okuduğum kitaplar arasında en sevdiğim bile diyebilirim. Çok yaratıcı ve aynı zamanda heyecan verici bir kitap…

Cehennem – Dan Brown (Altın Kitaplar) 3.81 

Dan Brown’ın yeni kitabı Başlangıç çıkınca, çıktığı dönemden beri beklettiğim Cehennem’i okuyayım artık bari dedim. Dan Brown’ın edebi niteliği tartışılabilir, fakat okuma zevki açısından hayal kırıklığına uğratmayacağı hemen hemen kesindir. Her kitabında benzer bir formül uygulamasına rağmen böyledir bu… Merak ettirir, heyecanlandırır. Hep bir olay vardır, çoğunlukla biri, bir yer ya da Dünya tehdit altındadır, bu tehdidi önlemek için çok az süre kalmıştır ve Robert Langdon her nasılsa bunu şifreleri çözerek önler. Tehdit sahipleri ne hikmettir ki hep şifreler bırakırlar. Cehennem de tıpkı böyle… Bu kez fonda Floransa ve ilerleyen zamanlarda İstanbul var. Cehennem, İlahi Komedya’daki Cehennem’e bir göndermedir ve Dante’nin maskesindeki bir şifre üzerinden olaylar gelişir. Sonuna kadar heyecanla okuyorsunuz, kafanız rahatlıyor, yer yer bazı sanat eserleri ile ilgili güzel şeyler öğrenebiliyorsunuz. Ve sonra kitabı rafa kaldırıyorsunuz. Size dünyanın sırrını vaat etmiyor neticede ve en nihayetinde “kitap bir kez de bizim şehrimizde geçse keşke” şeklinde ticarileştirilmiş bir yazardan bahsediyoruz. Ve iyi kötü İstanbul’u tanıyoruz, İstanbul’daki şifrelerin çözümü, tasviri ve verilen bilgiler o kadar yüzeyseldi ki, acaba diğer şehirlerde de mi “bizi yiyor” bu adam diye düşündürdü. Vakit öldürmek ve heyecan duygunuzu tatmin edip rahatlamak için okumaya birebir, fazlasını beklemiyorsanız alın elinize bir Dan Brown kitabı. (Hiç okumadıysanız tercihen Melekler ve Şeytanlar.)

Moskova’da Yanlış Anlama – Simone de Beauvoir (Yapı Kredi Yayıları) 3.67

Aslında kısa bir öykü bu, topu topu 87 sayfa. Yine de bu ay yazdıklarım arasında en çok beğendiğim iki kitaptan biri… Kitap Sovyetler Birliği döneminde geçiyor, fakat bu yanlış anlama bürokratik bir durum değil, karı koca arasındaki bir hikaye ve öyküde toplasanız 5-10 sayfa yer ya kaplıyor, ya kaplamıyor… Fakat öykünün tamamı bu yanlış anlamaya giden çerçeveyi çizmekle geçiyor, okuyucuyu buna hazırlıyor. Yine de arka kapağı (ve bu e-postayı :)) okumadıysanız ne olacağını tahmin etmeniz çok mümkün değil, Yaşlı bir Fransız çift, kocanın kızını ziyarete Moskova’ya geliyorlar, dönem SSCB dönemi, ülkede adım atmanız dahi izne tabii neredeyse. Bazı yerlere gidişleriniz sebepsizce yasak… Tüm bu ortamda bu çiftin ülkeyi bir nebze gezme planları var… Oldukça akıcı, tek oturuşta bitirebileceğiniz bir kitap. Üstelik önemli bir yazardan…

Fırın Saldırısı – Haruki Murakami (Doğan Kitap) 3.45

Doğan Kitap bir süredir Murakami’nin burada yayımlanmamış öykülerini kuşe kağıt ve kalın ciltlerle basıp, yüksek fiyatlarla satıyor. Murakami’yi çok sevdiğim ve külliyatının bende tam olmasını istediğim için indirim kovalayarak ediniyorum kitapları. Yine de 1Q84’ten sonra çok da dişe dokunur bir şey okuyamadım Murakami’den açıkçası. Bu öyküler de genelde hayalkırıklığı ile sonuçlanmıştı, yine de Fırın Saldırısı içlerinde en sevdiğim oldu. Yine çok mühim bir mevzu yok kitapta ve olağandışı her durum olağan karşılanıyor. Kitabın baş karakteri ve arkadaşı çok aç oldukları bir dönemde bir fırına saldırıyorlar, fakat fırıncı Wagner’i sevmeleri karşılığında onlara ekmekleri bedava vereceğini söylüyor ve biz bu olayın karakterde yarattığı boşluk duygusunu bir başka dönemde, bu kez karısıyla yaşadığı bir açlık krizinde okuyoruz… Sebepsiz olaylar, klasik müzik ve elbette klasik Murakami kurgusu.

Eva – Ersi Sotiropoulou (Ayrıntı Yayınları) 3.05 

Kitabı nereden duyup da almaya karar verdim hatırlamıyorum, fakat ne her bölümde değişen kurgusunu sevdim, ne de dağınık üslubunu… Kitabın içine girip de anlattığı olaya heyecanla vakıf olamadım. Her bölüm başka bir kitap okumaya başlamış gibi oldum, bu kimilerinin çok başarılı diye değerlendireceği bir durum olabilir, ama bana göre değilmiş demek ki. Yazım tekniklerindeki denemelerden hoşlanıyorsanız siz okuyabilirsiniz.

Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen – Sappho (Can Yayınları) 4.09

“sappho yeter dedim / boşuna uğraşıyorsun / yumuşatmaya o taş yüreği…”

Bu seferlik de bu kadar, yine arayı çok açmamaya çalışacağım. Okuduğum bazı kitaplardan bahsetmemeyi tercih ettim, bende herhangi bir iz bırakmadıkları için… Bir tek üzerine uzun uzun konuşamayacak olsam ds, Turgut Uyar’ın birçok şair hakkında değerlendirmelerini içeren Bir Şiirden isimli kitabını okumanızı öneririm. Muhtemelen yıl sonunda yeniden yazarım. Hem 2017’nin kitap muhasebesini yapmış oluruz.

Görüşmek üzere,

Cihan

Öneri üzerine başladığım bu yazılara, istikrarlı bir şekilde devam edebilmeyi umuyorum. Gezi blogu olmasını hedeflediğim bir blogda bu tarz bir içerik olup olmayacağını düşündüm, fakat kitaplar da bizim yol arkadaşlarımız, bu “mektup/e-posta” şeklinde yazılmış yazıları, hiç dokunmadan, gönderdiğim haliyle burada da paylaşıyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s