Kafkaslar’da On Gün 1 – Tiflis Gezi Rehberi

Ve bir kez daha haykırdılar; “bize öykünün tamamını anlat…” 

Shota Rustaveli 

Yola çıkmadan önce önümüzdeki on günün hava durumuna bakıyorum, her gün yağmurlu… Bu kez yırtmam çok zor yağmurlu havadan sanki, üstüne bir de fırtına var ve birazdan uçağa bineceğim.

Uçuş süresini 1 saat 55 dakika veriyor pilot ve beş dakika da erken iniyor Tiflis’e. Saat gece 2. Kaldığım otelin sahibiyle anlaşmışım, gelip beni alıyor havaalanından. Yağmur ve fırtına beklerken, gökyüzü açık ve hava sakin. “Tüm gün yağdı zaten, yeter artık…” diyor beni almaya gelen Gio. Tiflis’i anlatıyor biraz, temel olarak şehrin gezilecek yerlerinden bahsediyor. Tiflis ise gece çok güzel gözüküyor, beklediğimden çok farklı bir şehirle karşılaşıyorum daha girerken… Işıl ışıl, temiz ve sandığımdan daha az yıkık dökük…

Heyecan, ne kadar yorgun olursa olsun insanda uykuyu zorlaştırıyor. Bir de uçak korkusunun bana verdiği adrenalin var. Saat 4’e kadar dönüp duruyorum yatakta ve zar zor uyuyorum. Sabah on kalkış için planladığım saat.

Hiç bilmediğim bir kültürle karşılaşacağım ilk kez.

Tiflis Nedir? 

Tiflis, Gürcistan’ın başkenti… Kura Nehri’nin kıyısına kurulu, tarihte ilk kez 1122 yılında Gürcistan’ın başkenti oluyor. Dönemin kralı Davit Aghmashenebeli, Ermeni sanatçı ve tüccarları buraya çağırıyor ve şehrin altın çağı başlıyor, ne ki bu çok uzun sürmüyor. 1386 yılında Timur şehri yıkıyor…

Tiflis, 17-18. yüzyılları Pers egemenliği altında geçirdikten sonra, Kral II. Erekle döneminde tekrar başkent oluyor. Sonrası malum, yıllar süren Rus egemenliği ve Sovyet dönemi.

1991’de Gürcistan bağımsızlığını tekrar kazanınca, Tiflis de başkent ünvanına geri dönüyor. 2003’te ise ülkede bir “gül devrimi” oluyor, muhalifler parlamentoyu basıyor ve rejim değişiyor. Gürcistan bu tarihten sonra AB ve ABD ile yakınlaşmaya başlıyor, öyle ki bugün dahi her yerde AB bayrakları dalgalanıyor, gezerken kendinizi AB’ye üye bir ülkede geziyormuş gibi hissediyorsunuz.

Devrim konusunda spekülasyon çok… Bundan bağımsız olarak, bazı şeylerin kültürel olarak ülkede oturmaya başladığını gördüm. Çok basit şeyler de olsa, rüşvet azalmış durumda. Emniyet kemeri takmak zorunlu hale getirilmiş ve bu denetleniyor. Yerlere çöp atmanın ağır cezası var.

Bunun dışında ortada kirli bir şeylerin döndüğü ise, büyük devletlerin işin içinde olduğu her durumda olduğu gibi, maalesef kesin.

Para Birimi 

Gürcistan’ın para birimi lari ve kısa GEL olarak bahsediliyor. Yuvarladığımız zaman 1 GEL, 1.5 Türk Lirası’na denk geliyor.

Tiflis Tarihi Şehir Merkezi 

Eğer Özgürlük Meydanı’ndan geliyorsanız, önce Pushkin Caddesi’ni inecek, sonra kendinizi tarihi şehir merkezinde bulacaksınız. Ambassador Otel’in önünden içeri girdiğinizde ise karşınıza ilk olarak Gabriadze Tiyatrosu çıkacak.

DSC02158
Tiflis – Gabriadze Tiyatrosu

Burası bir kukla tiyatrosunun binası… Altında bir kafesi ve yanında saat kulesi var. Saat kulesi eski değil, Gabriadze’nin Tiflis şehrine 2000’li yıllardan bir armağanı. Bulunduğu binaya ve bölgeye uyumluluğuna bakın… Üstelik kulenin bir tiyatrocunun elinden çıktığı nasıl da belli oluyor?

Burada oyunlar İngilizce üstyazı ile oynuyor, dolayısıyla şehirde bulunduğunuz tarihlerde bir oyuna denk gelirseniz seyredin. Biletlerini ise önceden almanızda büyük fayda var, zira salon küçük ve yer genellikle kalmıyor.

Tiyatro binasının hemen karşısında ise Anchiskhati Bazilikası‘nı göreceksiniz. Tiflis’in halen ibadete açık en eski kilisesi burası.

 

DSC02164
Tiflis – Anchiskhati Bazilikası

Giriş kapısı tipik Ortodoks kiliselerini yansıtıyor. Adını bugün Artvin ve Ardahan’a bağlı olan, Gürcüce adı Klarjeti olan bölgede yer alan Anchi Katedrali’nden getirilen ikonadan almış. Fakat bu ikona bugün Tiflis Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyor.

Bu noktada biraz Gürcistan ve din ilişkisinden bahsetmek istiyorum… Gitmeden önce sık sık duyacaksınız, Gürcüler dindar insanlar. Gidince göreceksiniz ki, gerçekten çok dindar insanlar. Bu dindarlık konusuna Sameba Kilisesi’nden bahsederken tekrar döneceğim, fakat kiliselerde her an ibadet eden birilerini görmek mümkün. Kiliselerde yer alan aziz, Meryem ve İsa resimlerinin önlerinde her daim mum yakıp, onları öpen insanlar görüyorsunuz. Kiliseler tütsü kokuyor ki bu kokunun bir noktadan sonra bağımlılık yaptığını düşünüyorum, son günlerimde “gideyim de kilise koklayayım” havasına girmedim değil. 🙂 Bu anlattığım kilisede bir vaftiz törenine denk gelip, uzaktan sessizce izledim, böylece hayatımda ilk kez bir vaftiz töreni izlemiş oldum.

Yürümeye devam… Kiliseden çıkıp, hiçbir yere sapmadan devam edersek Gürcistan – Ortodoks Kilisesi Patriği’nin konakladığı yeri göreceğiz. Fakat ben Kura Nehri kıyısına doğru çıkıyorum ve Tiflis’in tarihi merkezinin bir yandan en bilinen, ama bir o kadar tartışmalı sembolü karşımızda: Barış Köprüsü

DSC02178
Tiflis – Barış Köprüsü

Bu köprü 2010 yılında yapılmış, yapıldığı dönemden bugüne dokuya uyumsuz olduğuna dair tartışmalar sürüyor. Köprü tüm bunlardan bağımsız olarak, güzel bir köprü. Dışarıdan görünüşü de, üzerinden yürürken şahit olacağınız hali de güzel… Üstelik şehre yukarıdan baktığımda, varlığı o kadar da rahatsız etmedi beni.

Köprünün karşı ayağında Rike Park isimli bir park bulunuyor, bu park şimdi bizim için önemli, çünkü teleferiğe binip Narikala Kalesi’ne çıkacağız. Teleferikle buraya çıkış tek yön 1 Lari. Benim tavsiyem teleferikle çıkıp, yürüyerek inmeniz yönünde…

Narikala Kalesi‘nin surları büyük oranda Arap emirleri tarafından yapılmış 8. yüzyılda. Gürcüler, Persler ve Türkler kaleye hakim olmuş, düzenlemeler yapmışlar. En sonunda Ruslar sebepli büyük bir patlama sonucunda 1827 yılında Narikala harabe haline gelmiş. Bugün gördüğümüz üzerinde epey oynanmış hali yani…

Teleferikle çıktığınız noktada sokak müzisyenleri, gösteri yapanlar gibi birçok kişi göreceksiniz. Bir taraf Botanik Bahçeleri’ne gidiyor ki, bu tür şeylere ilginiz varsa burayı mutlaka gezin.

Öbür yol ise Gürcü Ana heykeline götürecek sizi.

DSC02170
Tiflis – Gürcü Ana Heykeli

Tiflis’le ilgili her yazıda okuduğunuz klasik bilgidir, bu heykel elinde düşmanları için bir kılıç ve dostları için bir kase şarap taşır. Ve bu heykelin en kötü fotoğrafları, heykelin yanından çekilen fotoğraflardır.

Şimdi yürüyerek aşağı inmeye başlayalım…

Burada bir yerde “Narikala Tourist Path” yazılı bir levha göreceksiniz, lütfen oradan girin. Yolda karşınıza bir kilise çıkacak… Onu görmeden geçmeyin. Yürüye yürüye aşağı inip, teleferiğe doğru gidermiş gibi yapın ve geniş bir meydana geleceksiniz, işte orası “Meidan“.

Her şehrin sembolü haline gelmeye başlamış “I Love Tbilisi” yazısı ve bir sürü restaurantın olduğu bir yer burası. Buradan nehre paralel ilerlemeye devam ettiğinizde ise Sülfür Banyoları‘na geleceksiniz. Levhalar sizi buraya “Abanotubani” yazısı ile yönlendirecek.

DSC02465
Tiflis – Sülfür Banyoları

Bu kubbelerin arasında dolaşabilir ve güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Sülfür kaynaklı kötü bir koku var bölgede, bunu da söylemek gerek…

Biraz daha yukarı devam ettiğinizde, şehrin eski (ve belki halen) Müslüman Mahallesi’ne gelmiş bulunuyorsunuz.

DSC02453

Burada eski tip konaklar ve bir camii göreceksiniz. Yukarı doğru devam etmeyip, bu konakların eteklerinden aşağıda devam eden yolu takip ederseniz ise bir şelaleye çıkacaksınız ki buradan konakların görünümü gerçekten çok güzel.

DSC02491

Üstelik hava da sıcaksa burası bir miktar serinleme şansı sunacak size.

Tarihi şehrin son bölümünde ise, kafelerle dolu bir sokak göreceksiniz. İşte orada aynı zamanda Sioni Katedrali bulunuyor. Bu katedralde ben bir düğün seyretme şansı yakaladım, fotoğraf ve videolarını çektim. İlk kez bir kilise düğünü gördüm, sonuna kadar merakla seyrettim.

DSC03172
Tiflis – Kilise Düğünü

Ve tabii yine o kilisede tütsü kokusu…

İşte böylece tarihi şehir merkezini bitirmiş oluyoruz. Sırada şehrin Ermeni mahallesi var.

Avlabari 

Avlabari, Kura Nehri’nin karşı kıyısında, bugün halen Ermeniler’in yoğunlukla yaşadığı bir köşesi şehrin, öyle ki duvarlarda “Asala” ve “1915” yazılarına rastlamak bile olası…

Meidan’dan çıkıp Metekhi Köprüsü’nü geçtiğinizde aslında, Avlabari’ye ulaşmış oluyorsunuz ve sağ tarafınızda, bir falezin üzerine kurulmuş gibi olan bir kiliseye rastlayacaksınız, bu kilise Metekhi Kilisesi.

DSC02245
Tiflis – Metekhi Kilisesi

Burası aslında Tiflis’in ilk başkent olduğu zamanlarda, dönemin kralı Gorgasali’nin sarayını yaptırdığı yer ve o günden bugüne, burada bir kilise var. Bugün gördüğümüz kilise ise aslen 1289’da tamamlanmış, fakat şehrin görüp geçirdikleriyle paralel olarak, birçok kez yeniden yapılmış.

Kilisenin bahçesinde Gorgasali’nin de bir heykeli bulunuyor. Buradan görünen Narikala ve Meidan manzarası ise şahane, fakat ne yazık ki akşamları kilise alanına giriş kapatılıyor, oysa gece fotoğrafları çekmek için de çok ideal bir nokta.

IMG_3197
Tiflis – Metekhi Kilisesi

Avlabari bölgesi, şehrin diğer yakasına göre daha bir yıkık dökük, daha bir harabe görünümde. Burada gezerken Gürcistan’a gelmeden önce duyduğunuz, “ama halk çok fakir” cümlesi can buluyor. Metekhi Kilisesi’nden yukarı çıktığınız noktada, bir sokak restore edilmiş ve diğer sokaklar sanki o evler yapıldığı günden beri aynı duruyor.

Tüm bu fakirliğin içinde, çatısı altın rengi, yanına gittiğinizde kendinizi küçük hissettiğiniz bir kilise yükselmiş: Tsminda Sameba Kilisesi

DSC02372
Tiflis – Tsminda Sameba Kilisesi 

2004 yılında, Gürcistan Ortodoks Kilisesi’nin en büyük örneği olarak inşa edilmiş. Hani yukarıda dindarlık meselesine tekrar değineceğimi söylemiştim… Bu kilise yapılırken, halkın dindar olmayan kesiminden, “bunca fakirliğin içerisinde buna harcanacak parayla başka şeyler yapmak daha yararlı olmaz mı?” itirazları yükselecek olmuş. Bırakın kiliseyi ve hükümeti, bizzat halkın kendisi şevkle bu kiliseyi istemiş ve itirazlar susturulmuş.

Gece de ışıklandırılıyor ve şehrin her yerinden hemen hemen görülüyor bu kilise. Eğer şehir merkezinden buraya gelmek istiyorsanız, taksiyle en fazla 5 lari’ye gelmeniz mümkün olacaktır.

Dönüşte ise yokuş aşağı Avlabari’nin geniş meydanından geçerek tekrar Metekhi’ye kolaylıkla dönebilirsiniz. Bir kez döndükten sonra, şehrin görece yeni bir bölgesine, Rustaveli’ye uzanalım…

Rustaveli 

Şehrin ana bulvarı burası, öyle ki parlamento, opera binası, müzeler; hepsi bu bulvarda bulunuyor.

Bulvarın başlangıç noktası ise elbette Özgürlük Meydanı, bir başka deyişle Tavisufleba Moedani…

DSC03821

Bir zamanların Lenin Meydanı, Sovyetler dönemi sonrasında, Rusya’yla da aralar bozulunca Özgürlük Meydanı adını almış. Bugün St. George Heykeli’nin olduğu noktada, bir zamanlar Lenin Heykeli varmış. İşte buradan giriyoruz Rustaveli Bulvarı’na…

Gürcistan’ın ana müzesi, hemen bulvarın girişinde. Her ne kadar rehber kitaplarda öyle geçmese de, müzenin girişinde adı “Ulusal Galeri” olarak geçiyor. Fakat birçok yerde buna, “Gürcistan Müzesi” şeklinde de rastlayabilirsiniz.

Arkeolojik buluntular açısından çok zengin bir müze, fakat beni asıl kıskandıran durum müzenin ilk katında çok başarılı bir evrim anlatımına yer vermiş olması.

DSC03194
Tiflis – Gürcistan Müzesi 

Müzenin üst katlarında ise, Gürcistan topraklarında bulunmuş arkeolojik eserler sergileniyor. En üst kat ise özel bir konuya ayrılmış, “Sovyet İşgali Müzesi…”

Müze genel olarak Sovyetler Birliği dönemini bir işgal olarak niteliyor ve Ruslar’ın, Gürcistan topraklarında Gürcü halkına yaptıklarını anlatıyor. Çıkışta ise, “işgal sürüyor” başlığıyla bir harita daha var ve Güney Osetya ile Abhazya topraklarının bugün hala Rus işgali altında olduğunu söylüyor.

DSC03247
Tiflis – Sovyet İşgali Müzesi 

Ruslarla arası, Gül Devrimi sonrası özellikle bozulmuş durumda. Gürcüler’in Rusya’ya gitmesi öyle ki epey zor, Ruslar ise Gürcistan’a çok rahat gelebiliyor. Onun dışında, halen kullanılan Rus arabaları sokaklarda. Halk, çoğunlukla Rusça da biliyor.

Rusya ile savaşın ardından, Rusya hakimiyetine geçen, bugün de-facto bağımsız bölgelerde yaşayan Gürcüler, yoğunlukla Tiflis’e göç etmişler ve hükümet bu insanlara Tiflis’te ev vermiş.

Çıkıp Rustaveli’de yürümeye devam edelim…

Müzenin biraz ilerisinde Parlamento’yu görüyoruz, büyük sütunlu bir bina. Yine bir kilise ve ardından Rustaveli Tiyatrosu. Burada oyun seyretmek isterseniz, yine biletlerinizi önceden almanızda yarar var. Bu kez ben seyredemedim, fakat aklım da kalmadı değil.

DSC02794
Tiflis – Rustaveli Bulvarı 

Bulvarın sonuna kadar yürüyoruz ve ünlü Gürcü yazar ve şair Rustaveli’nin heykelini görüyoruz. Sonra nehrin kenarına ineceğiz tekrar, biraz yorucu bir yürüyüş olacak. Öyleyse devam…

DSC03279
Tiflis – Rustaveli Bulvarı 

Nehrin kenarına indiğinizde Dry Bridge diye bilinen köprüye ulaşacaksınız. Burada, her gün bir bit pazarı kuruluyor.

DSC02281
Tiflis – Dry Bridge Bit Pazarı

Bu bit pazarında eski Sovyet eşyalarının yanı sıra, dışarıya göre bir miktar daha uygun fiyatlara hediyelik eşyalar da bulmanız mümkün. Pazarlık yapmayı ise unutmayın.

Bit Pazarı’nı da gezdikten sonra, şehrin en şık yerine gidiyoruz şimdi. Şaşırtıcı bir şekilde burası Türk Caddesi olarak biliniyor.

Marjanishvili

Burada temel olarak iki güzel cadde var, bakımlı ve renkli binaların, şık insanların ve lüks markaların bulunduğu. Biri Marjanishvili, diğeri ise Agmasheneblis Caddesi… İşte bu cadde Türk Caddesi olarak geçiyor.

DSC03306
Tiflis – Agmasheneblis

Zira cadde üzerinde birçok Türk markasının mağazasının yanı sıra, Türk marketleri ve Türk restaurantları da bulunuyor ve hatta İş Bankası’nın bir şubesi de. Lakin cadde son yıllarda bu ünvanını kaybetmiş. Bu öyküsü bana bir Gürcü anlattı, cadde artık “Arap Caddesi” olarak bilinir olmuş, zira Gürcistan’a da Araplar yoğun olarak gelmeye başlamışlar, hem Türk restaurantları burada olduğu ve dolayısıyla “helal” yemek yiyebilecekleri için, hem de lüks düşkünlükleri sebebiyle alışveriş amaçlı bu caddede dolaşır olmuşlar, halk yavaş yavaş buraya Arap Caddesi demeye başlamış.

Bu caddeyi de dolaştıktan sonra, şehir merkezine yürüyerek dönmek biraz yorucu olacak, metroya biniyoruz ve Özgürlük Meydanı’na gidiyoruz. Ayrılmadan önce Tiflis’e bir de yüksek bir tepeden bakacağız.

Mtatsminda 

Funikülere atladık mı, kendimizi şehrin en yüksek tepesinde buluyoruz. Funiküler ile gidiş geliş, kart parası dahil, 7 Lari veriyorsunuz.

DSC03800
Tiflis – Mtatsminda’dan Görünüm 

Tepede yer alan Funicular Restaurant’ın da da fiyatları gayet iyi bu arada, bu manzaraya karşı yemek yemek isterseniz burada oturabilirsiniz. Tepede aynı zamanda bir tema park bulunuyor, dev bir dönme dolap, roller coaster gibi aletlere binmeniz mümkün. Parkın içini dolaşmak için bir ücret ödemenize de gerek yok.

Tüm bu fotoğraflara da dikkat ettiyseniz, yazının başında söylediğimin aksine, mavi bir gökyüzü vardı önümde genel olarak. Bu sefer de yırttım yağmurdan yani, tüm hava tahminleri boşa çıktı ve Tiflis yağmurlu yüzünü bana sadece bir gün, o da yalnızca dakikalarla ölçülecek seviyede gösterdi. Yağmur genelde gece uyurken yağdı ve geçti… Şort bile giyilebilecek sıcaklıkta ısıtan güneş karşıladı her sabah.

Tiflis’ten ayrılmadan önce, bir de ulaşım – yeme – içme ayrıntılarına bakalım.

Tiflis’te Ulaşım 

Öncelikle, temel ulaşım biçiminiz yürüyüş olmalı. Şehir, yukarıda bahsettiğim Sameba Kilisesi dahil, yürünecek uzaklıklarda… Hele ki yürümekle aranız iyiyse ve zamanınız da tek günle kısıtlı değilse, asla zorlanmayacaksınız.

Ama ben yürümeyi sevmiyorum diyorsanız eğer, kendinizi sıkmanıza değmeyecek kadar ucuz taksiler. Şehir içinde yakın mesafelere genelde 2-3 lari’ye gitmeniz mümkün. Bu tabii biraz sizin pazarlık kabiliyetinize kalmış. Taksiciler genelde üstten açıyor pazarlığı zira.

Marshrutka diye bilinen minibüsler ve belediye otobüsleri de sık sık karşınıza çıkacak. Bunlara binmek için öncelikle Metronomy Kart çıkarmanız gerekiyor, İstanbulkart benzeri bir kart. Bir kez 2 lari vererek bu kartı çıkarıyor ve sonrasında karta para doldurarak toplu taşımayı kullanabiliyorsunuz. Bu araçlara binmenin bedeli 0.50 – 0.80 lari arasında değişiyor. Önemli bir not, bu araçların nereye gittiğini sormadan, ya da Gürcü alfabesini anlamadan çözebilmeniz mümkün değil.

Metro ise temel noktaları birbirine bağlıyor. Ülke içi ulaşımın sağlandığı marshrutka terminallerine, Rustaveli’nin her iki ucuna, Avlabari’ye ve Marjanishvili’ye metroyla gitmeniz mümkün. Her eski Sovyet metrosu gibi, dimdik bir yürüyen merdivenle tek seferde oldukça derine iniyorsunuz. Tek biniş 0.50 lari.

DSC02645
Tiflis Metrosu 

Narikala’ya çıkan teleferiğe binerken de Metronomy Kart kullanacaksınız, teleferiğin girişinde para dolum gişesi var ve tek yön 1 lari.

Tiflis’te Nerede Kalalım? 

Ben üç otel değiştirdim ve üçünden de memnun kalmadım. Eğer tek kişiyseniz ve özel oda arıyorsanız, ipucu olarak şunu söyleyebilirim ki geceliği 20 Euro’nun altında olan odalardan muhtemelen memnun kalmayacaksınız.

Avlabari’de kalmak isterseniz, dışarıdan biraz köhne görünen binalarda kalacak olmanız büyük olasılık. İçerisi ise temiz ve güzel olabilir.

Bence kalınacak en uygun konum Tarihi Şehir Merkezi, bunda da mümkünse Gabriadze Tiyatrosu’na yakın bölgeler… Gezilecek her noktayı ortalamış oluyorsunuz orada kalarak. Meidan ve çevresi de bir seçenek. Cami etrafındaki konaklar da otel ve pansiyon olarak işletiliyor, fakat yollar bazen kapalı olabiliyor. Bavulunuzu o mesafeye sürüklemek istemeyebilirsiniz.

Rustaveli’de kalmak da kötü bir fikir değil, değerlendirebilirsiniz. Metro ile noktalar arası ulaşımınızı sağlarsınız ve dediğim gibi, aranız kötü değilse de zaten yürüyebilirsiniz.

Tiflis’te ne yiyelim, ne içelim ve nerede? 

Öncelikle, ne içelim sorusunun çok basit bir cevabı var: Şarap… Gürcüler’in en çok övündüğü şeylerin başında şarapçılıkları geliyor. Öyle ki arkeolojik buluntularla da destekledikleri tezlerine göre, dünya üzerinde en eski zamanlardan beri şarap yapılan yer burası, Gürcistan. Havaalanında sırf Gürcü şaraplarının satıldığı bir Duty Free mağazası bile var.

Şarap 

Peki, biraz şaraptan bahsedelim. Her türlü şarabı adım başı bulmanız, tatmanız mümkün. Benim favorilerimden bir Schumann şarapları ve bir diğeri ise Kindzmarauli oldu. Şarap butiklerinin yanı sıra, Carrefour’dan da şarap almanız mümkün. Carrefour‘u bulabilmeniz için adresini buraya yazıyorum: Atoneli Caddesi, numara 9… Özgürlük Meydanı’na çok yakın.

IMG_3343

Haydi şimdi biraz mekanlardan bahsedelim…

Şu lüks büyük bir rahat, dışarıda dolaşırken, görünümü ne kadar şık olursa olsun, çoğu zaman “ne kadar pahalı olabilir ki?” diye oturma şansınız var istediğiniz gibi, zira Tiflis gerçekten ucuz bir şehir, hele ki insan Türk Lirası’nın daha değerli olduğu zamanları düşününce iyice şaşırıyor. Ben bunu birkaç kez yaptım ve hiçbirinde karşıma beni pişman eden fiyatlar çıkmadı. Tabii ki ekstrem bir şekilde lüks olan restaurantların olması da mümkün, bana denk gelmedi.

Restaurantlarda çoğunlukla kredi kartı geçerli.

Cafe Leila

En sevdiğimi, tabii ki en başa yazdım. Burası bir Gürcü Restaurantı değil, fakat Gürcü yemekleri bulmanız da mümkün. Onun dışında salatalar ve kahvaltıda yiyebileceğiniz birçok atıştırmalık ve tabii ki tatlıları. Anchiskhati’nin tam karşısında… Özellikle ev yapımı limonataları şahane.

IMG_3184
Tiflis – Cafe Leila 

Schumann 

Burası Kakheti bölgesinde bulunan ünlü şarapçı Schumann’ın Tiflis’teki restaurantı. Tiflis şartlarında lüks kabul edilebilir. Tiflis Kervansarayı’nın içinde, alt kattı, biraz basık bir mekan. Mahzen havası var. “Füzyon mutfak” dediğimiz şey sanırım böyle bir şey, minimal ve şık bir şekilde yemekler geliyor. Ben sosis, patates püresi ve “qvevri” yani doğal şaraba 40 Lari verdim.

IMG_3203
Tiflis – Schumann 

Machakhela 

Birçok yerde bulunan bu mekanın en iyi konumda bulunanı, sanırım tam da Meidan’da olanı. Meşhur Gürcü yemeği kachapuri’yi ve fasulyeyle yaptıkları lobianiyi buraya yiyebilirsiniz. Üstelik fiyatları da gayet uygun…

İlk gidişimde bir şişe bira ve kachapuri’ye 14 lari, ikinci gidişimde ise lobiani ve kolaya 12 lari vermişim.

Sakachapuren1 

Bir başka kachapuri noktası… Bu kez Rustaveli’de, parlamentonun karşısındaki sokakta. Geniş ve aydınlık bir yer, kachapurileri de gayet lezzetliydi. Bu kez kachapuri ve kolaya 12 lari vermişim.

Cafe Bean 

Yine Rustaveli’de, kahvaltı için güzel bir seçenek. Tatlı yiyebileceğiniz gibi, bol çeşitli sandviçleri de var.

Tabii ki birçok yerde ünlü Gürcü mantısı khinkhaliyi denemeniz de mümkün. Fakat etlerin pişirilme biçiminden ve bir miktar çiğ kalmasından çok hazzetmediğimden, lezzeti bana hitap etmedi.

Bunlar dışında Rike Park’ta bir kez bira keyfi yaptım öğlen… Narikala’da, tam da tepede, harika bir konumda bulunan yere, demin bahsettiğim “ne kadar pahalı olabilir ki?” hissiyle oturdum ve o manzaraya karşı bir kahve içmek şahaneydi. (Her yerde 3 lari olan kahve, burada 5 lari idi…) Ayrıca, Sameba Katedrali’nin avlusunda Legidze Water isimli bir mekanda, aynı isimli aromalı ve gazlı suları da içebilirsiniz.

Uluslararası zincirlerin restaurantları da yaygın olarak bulunuyor.

Gürcistan’ın et yemekleri de ünlü, fakat onlardan diğer şehirleri anlattığım yazılarda bahsedeceğim.

En başa dönelim, Tiflis beni ilk önce gecesiyle çarptı. Sonra beklentilerimin çok ötesine geçerek kendisi işledi içime. Öyle ki son gün gezilerin ardından Tiflis’e dönünce içime bir mutluluk verdi. Tüm bunlara rağmen ülkemizde yaygın bir gezi destinasyonu olarak bulunmuyor Tiflis, düpedüz haksızlık.

Kafkaslar’da kendisini toparlayıp, rüşveti bitirip, gerçekten güvenli bir ülke haline geldi oysa Gürcistan. Geceleri sokaklarda insanlar rahatlıkla dolaşıyor ve şehir canlılığını erken saatlerde kaybetmiyor.

Tüm bu güzelliklerin ve oturtulmaya çalışan kültürün Rusya’nın yanı başında, Rusya karşıtı büyük güçlerin stratejik desteği ve uluslararası finans kartellerinin parasıyla ne kadar sürdürülebilir olduğunu zaman gösterecek. Şimdilik tüm sıcaklığıyla Tiflis sizi bekliyor.

DSC02213

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s