Okuduklarım (Yaz)

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba,

İstikrarlı bir tempoyla kitap okuyamayınca, biriktirip, en son bir yaz muhasebesi şeklinde yollamaya karar verdim ki onu da geciktirdim. Ekim ayı da bitmeye yüz tuttuğuna göre artık bu yazın kitaplarını yollayabilirim. 🙂
Aziz Sancar ve Nobel’in Hikayesi (Orhan Bursalı) – Kırmızı Kedi 
 
Bu kitabı okuyunca, anlıyorsunuz ki Nobel tesadüf değil. Çok başarılı hazırlanmış bir biyografi gerçekten. Aziz Sancar, tam anlamıyla “adanmış” bir kişi, kendisini bu mesleğe, bu işe adamış, birçok şeyi göze almış bu uğurda. Nobel alabilmek için de böyle olmak gerekiyor sanırım. Orhan Bursalı’nın deyimiyle, “katlanmamız gereken” Aziz Sancar’ın Nobel’i neden aldığını anlatan, bilimsel açıklamalarla bezeli bir bölüm de var, fakat olayın ne kadar dışında olursanız olun, o kısım da akıyor bir şekilde ve size elbette bir şeyler katıyor. Biyografi türünün bir okuyucusu ya da hayranı değilimdir, ama Aziz Sancar’ın öyküsünü heyecanla okudum.
Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz (Jose Mauro de Vasconcelos) – Can Yayınları 
 
Çocukken Şeker Portakalı serisini okuyup, diğer kitaplarına hiç bulaşmamıştım Vasconcelos’un. Kitaplarının isimlerine ise hayranlık beslemişimdir. (Güneşi Uyandıralım örneğin ki bu da “Zeze” üçlemesinin bir parçasıdır…) Fakat, bu kitabının içine çok giremedim, zorla bitirdim hatta. Geçtiğimiz aylarda da Şeker Portakalı’nı okumuştum, sanırım tekrar o seriye dönüp, kalan iki kitabı ile devam edeceğim bundan sonra okursam Vasconcelos’u.
Why We Fly: The Meaning of Travel in a Hyperconnected Age (Evan Rail) – Kindle edition 
 
Bu aslında uzun bir makale sayılabilir, doğumgünümde Gözde’nin bir hediyesi olarak geldi ve Ankara – İstanbul arasındaki bir tren yolculuğumda, tek oturuşta okudum. Aslında ortaya attığı tezler basit sayılabilir, özetle diyor ki, “dokunmanın yerini hiçbir şey tutamaz ve görmeden bilemezsin, o yüzden seyahate devam…”, fakat bunu o kadar “içeriden” ve o kadar “dokunan” örneklerle anlatıyor ve aslında birçok yeni şeyi de bu görüşün içine yediriyor ki, insanın okurken heyecandan yerinde duramaması işten değil. Bir de bunun üzerine ben başka bir şey yaptım ve kitabı bitirdikten sonra yazarıyla irtibata geçtim, kitaptan beni en çok heyecanlandıran bir bölümü çevirip bloguma koymam konusunda anlaştık. Yapabilirsek dahasını da… 🙂 Çeviriye başladım, ama sandığım kadar basit de değilmiş bu iş, en kısa zamanda yayınlayacağım umarım.
Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) – Can Yayınları 
 
Bu kitap Latin Amerika’nın kutsal kitabı olarak bile kabul ediliyor ve okumakta elbette geç kaldım. Bu kitapla birlikte artık emin oldum ki, Marquez benim hayatımın yazarlarından biri olacak. Sürekli aynı isimlerin tekrarlandığı bir ailenin ve köyün öyküsü ancak bu kadar – ama bu kadar!!! – soluk kesici anlatılabilir, bu kadar çarpıp geçebilirdi. Kitap bir yandan öyle içine alıyor ve hızla okutuyor, bir yandan bitmesin isteniyor, yavaşlamaya çalışıyorsunuz. Okuyun işte, uzun uzun anlatamam bu kitabı, okuyun!
Kağıt Ev (Carlos Maria Dominguez) – Jaguar Yayınları 
 
Yüzyıllık Yalnızlık gibi bir şaheserden sonra okuduğumdan mı bilmem, bu kitap beni hayalkırıklığına uğrattı. Kağıt üzerinde durduğu gibi anlatılamamış uzun bir öykü bu kitap, öykü olarak kısa kaldığı için mi hatta, yoksa uzun öykü olacak kadar bile malzeme olmadığından mı, bir şey eksik, havada kalıyor.
Pyongyang: Kuzey Kore’ye Bir Yolculuk (Guy Delisle) – Karakarga Yayınları 
 
Kuzey Kore bir süredir beni cezbeden, gitmeyi çok istediğim bir coğrafya haline geldi. Buraya yalnızca devlet turları ile gidilebiliyor, seçenekleriniz uçak ve trenle sınırlı, ülke içinde hareket kabiliyetiniz de aynı şekilde sınırlanıyor. Devletin görmenizi istemediği yerleri göremiyorsunuz. İşte bu kapalı ülkeyi çizgi roman şeklinde anlatan bir kitap bu ve bunu gerçekten başarılı bir şekilde yapıyor. Zaman zaman saplandığı (beklendiği üzere) “Batılı” bakış açısına rağmen… Yine de Kuzey Kore hakkında gerçekten okumak istiyorsanız, gezi blogger’ı Çelebi Alper’in Kuzey Kore yazılarının üzerine yok benim için. 🙂
Margaret Thatcher Suikastı (Hilary Mantel) – Alfa Yayıncılık
 
Yine kağıt üzerinde güzel duran, ama kendini okutmayan bir kitap, o kadar vasat, o kadar kötü ki fikrin uygulanışı, son zamanlarda yarım bırakmak istediğim tek kitap oldu bu. O kadar ince olmasına rağmen onca zaman çantamda dolaştı, zar zor bitirdim. Kurgu sınırlarını zorlaması güzel, bunu yaparken ise basit kalmış. benim sevmediğim bir şekilde soğuk ve mesafeli.
Sputnik Sevgilim (Haruki Murakami) – Doğan Kitap 
 
Murakami’nin eski kitapları da nihayet istikrarlı bir şekilde Türkçe’ye çevriliyor, zamanla külliyatı tamamlanır umarım ve İngilizce’den çevrilen iki kitabı da Japonca aslından çevrilerek güncellenir, zira çeviriler, çeviri olan bir kitap üzerinden yapıldığı için olsa gerek, o kitapların dilini sevmemiş, “Murakami’ye ait” bulmamıştım. Sputnik Sevgilim’de, bildik Murakami temaları var, bunun yanı sıra kitabın çoğunluğu bir Yunan adasında geçiyor. Yine çok önemli olaylar olurken, karakterler yemek yiyor, şarap içiyor ve gündelik hayatlarına devam ediyorlar. Murakami’nin kitaplarının benim için karakteristik özelliklerinden biridir, “neyse, yapacak bir şey yok” hali… Elbette bu kadar basit değil, kaybolmuş biri ve onun peşinden Yunanistan’ın ufak bir adasına gelmiş bir adam var kitapta. (Adanın adı kitapta geçmiyor.) En iyi Murakami kitaplarından biri değil, fakat yine güzel, yine okunası.
Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi (Yuval Noah Harari) – Kolektif Kitap 
 
Bu da bana Ali’nin doğumgünü hediyesi idi. Uzun zamandır beni en çok heyecanlandıran kitaplardan oldu. Türümüzün, henüz ayağa kalkmadığı dönemden alıp, bugüne kadar getiren bir kitap bu. Zaman zaman sorunlu bir bakış açısı takınıyor, kapitalizm övgüsüne kayıyor, sistem eleştirisi yapmak yerine, sistemi övme yolunu seçiyor. Tarih öncesi dönemi anlattığı ilk kısımlar özellikle, epey heyecan verici. Türümüzün dünyaya verdiği sayısız zararlar var, daha o dönemden, birçok türün soyunun tükenmesine yol açmışız ve bugün birçok kıtada, o kıtanın yerlileri yaşamıyorsa yine türümüzün bir suçu bu. Kitap bizim de çok vaktimiz olmadığı tezini savunuyor ki yazar bunu uzun uzun anlatan (sanırım) bir başka kitap daha yazmış, fakat henüz Türkçe’ye çevrilmemiş.
Yaz Geçer (Murathan Mungan) – Metis 
 
“yaz geçer, yine gelir…” Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı bu ve tüm inceliğine rağmen ertelemiştim bugüne kadar. Yazın son günlerinde (ve hatta belki de yaz bitmiş sayılacakken) çıktığım bir “yaz” tatilinde okudum bu kitabı, gün batımında plajda durmanın zorlaştığı ve esen rüzgarın rahatlatmaktan çok üşüttüğü günlerdi. “Yalnız Bir Opera” gerçekten “destansı” bir şiir, sırf bu şiiri bir yerlerden bulup okusanız bile yeter ve en nihayet, “yaz geçer, iyi gelir sözcükler…” 
 
 
Doğu Avrupa’da Yolculuk (Gabriel Garcia Marquez) – Can Yayınları 
 
Soğuk savaş döneminde, Gabriel Garcia Marquez’in demir perde ülkelerine yaptığı yolculukları anlattığı bir kitap bu. Bir yandan o ülkeler hakkında söylenenleri ters yüz ediyor, bir yandan tüm aksaklıklarıyla, iyisi kötüsüyle, ülkelerdeki yaşantıları, görebildiği kadar sergiliyor ve bunu yaparken kullandığı dil okurken sizi içine alıyor fazlasıyla. Özellikle (üzerinde hiç Coca Cola reklamı olmayan milyon metrekare) Sovyetler Birliği ile ilgili kısım ve hatta özel olarak Lenin ile Stalin’in mozolesini ziyaretini anlattığı bölümü okumanızı tavsiye ederim tüm kitabı okumayacaksanız bile.
Albaya Mektup Yok (Gabriel Garcia Marquez) – Can Yayınları 
 
Bu da Marquez’in ayrı bir kitap olarak basılmış uzun bir öyküsü, yine bir tren yolculuğu sırasında okuyup bitirdim. Bir horoz, ülkesi için bir şeyler yaptığına inanan, ama ülkesi tarafından yüz üstü bırakılan bir albay (ve azimle bunun böyle olmadığına inanıp bekleyen) ve onun karısı etrafında şekilleniyor olaylar. Gurur yüzünden fakirliklerini saklamaya çalışan albay, azimle horozu satmıyor ve devletin kendisine vaat ettiği parayı ona bağlamasını bekliyor, her Cuma bıkmadan usanmadan… Sonunu söylemeyeyim, fakat mutlaka okuyun. Ben gerçekten çok geç başlamışım Marquez okumaya, buna iyice eminim artık. Ve bu kitabı alın, bugünün sorunlarını anlatmaya kalkışarak yeniden yazın, değiştirecek çok fazla şey bulamazsınız gibi. (klasik Marquez “büyülü gerçekliğini” göz önünde bulundurarak…)
Muhacirname (Evangelia Balta & Aytek Soner Alpan) – istos 
 
Bu kitabı okumadan önce, aslında daha “dramatik” bir kitap beklentisi içerisindeydim. Lozan Anlaşması ile, Türkiye’de yaşayan Rumlar (Gökçeada, Bozcaada ve İstanbul Rumları hariç) ile Yunanistan’da yaşayan Türkler (Batı Trakya Türkleri hariç) yer değiştirdiler Mübadele ile. Bu kitapta, bu mübadillerin Rum tarafı tarafından yazılmış şiirler var. Şiirler Yunanistan’da karşılaştıkları gündelik sorunları anlatıyor genel olarak, bunu yaparken Anadolu’ya özleme ve elbette olanlara kızgınlıklarına değiniyor. Yunanistan’ın o dönem aslında bürokratik olarak ne kadar kötü durumda olduğu şiirlerde açıkça belli. Bu insanlar ise orada hem devlet, hem de insanlar tarafından eziliyorlar. Mübadele edebiyatı konusunda bizim epey eksiğimiz var, Yunanistan bunu daha bir önemsiyor, yazılmış kitaplar, bestelenmiş şarkılar ve ufacık adalarda bile bulunan müzelerle… Aynı konuda yazılmış diğer kitaplar olan Emanet Çeyiz (Kemal Yalçın) ve Benden Selam Söyle Anadolu’ya (Dido Sotiriyu) benim okumanız için özel tavsiyem ve elbette bu konuda yapılmış George Dalaras ve Haris Alexiou albümü Mikra Asia…
Yıl sonunda bir kez daha yazarım umarım, şimdilik bu kadar. Kitaplar hakkında kısa kısa konuştum bu kez daha çok kitap olduğu için, uzamaması amacıyla.
Görüşmek üzere,
Cihan
Öneri üzerine başladığım bu yazılara, istikrarlı bir şekilde devam edebilmeyi umuyorum. Gezi blogu olmasını hedeflediğim bir blogda bu tarz bir içerik olup olmayacağını düşündüm, fakat kitaplar da bizim yol arkadaşlarımız, bu “mektup/e-posta” şeklinde yazılmış yazıları, hiç dokunmadan, gönderdiğim haliyle burada da paylaşıyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s