Biranın Başkenti: Münih

Münih dendiğinde herhalde herkesin aklına ilk planda Oktoberfest geliyordur. Nitekim o dönemde gittiğinizde şehirde fiyatlar arttığı gibi, konaklama bulmanız da zorlaşıyor. Münih aslında, bir nevi Almanya’nın güneyinin başkenti ve Bavyera’nın en büyük şehri.

Aslında ben Münih’e daha çok Dachau’yu görebilmek için gidiyorum, Münih’e dair çok bir hevesim yok. Güzel biralar içerim gibi bir beklentiden başka… Nitekim Oktoberfest olmasa da Münih’te bira su gibi akıyor her an. Şehrin her yanı bira bahçeleriyle dolu.

Münih’e Viyana’dan Salzburg aktarmalı olarak trenle gidiyorum. Avusturya Demiryolları ÖBB ya da Almanya Demiryolları Deutsche Bahn‘dan erken bilet aldığınızda promosyonlu biletlerden alabiliyorsunuz. Bu sayede ben de Viyana – Münih arasını 29 Euro’ya kat ediyorum. Bir gün önce günübirlik Salzburg’a gittiğimde tren istasyonunda Alman polisinin (evet, Avusturya’da Alman polisi, bir yanlış tabir yok) aldığı güvenlik önlemleri bugün yok.

Münih’e iner inmez ilk olarak tren istasyonuna çok yakın bir konumdaki hostelime gidiyorum. Euro Youth Hotel kalacağım yer, ihtiyacı karşılıyor. Ne çok iyi, ne çok kötü.

Hostele eşyaları bırakabiliyorum ancak ve gezmeye çıkıyorum. Münih’in ünlü kapısından giriyorum Alstadt denen tarihi şehre.

IMG_1517

Münih aslında yakın tarihte birçok olaya tanık olmuş bir şehir. Naziler burada göz önüne çıkıyor sayılabilir, İkinci Dünya Savaşı şehri neredeyse haritadan siliyor. 1972’de ev sahipliği yaptığı olimpiyatlar, 17 kişinin terörist saldırı sonucu ölmesiyle anılıyor bugün.

Alstadt denilen merkez, aslında çok da cazip veya heyecan verici bir yer değil. Baştan sonra kadar yürümeye başlamadan önce Hofbrahaus’a gidiyorum, ünlü biracı… Fiyatları çok uçuk, girmekten vazgeçip, şehir merkezinde başka bir yere gidiyorum. Geldiğim yerin adı Bratwurstherzl, burada sosis ve bira ile öğlen yemeğimi tamamlıyorum.

IMG_1097

Hofbrauhaus niye bu kadar ünlü biraz bahsedeyim. Burası bazı kişilere göre dünyanın en ünlü “biracısı”, 1644’ten beri bira servis ediyor, 1920 yılında ise bu binanın üst kattaki büyük salonu Naziler’in ilk toplantısının düzenlendiği yer. Önü her daim turistlerle dolu, yukarıda söylediğim gibi fiyatları haddinden fazla yüksek.

IMG_1106

Münih Alstadt, ilk bakışta çok da etkilemiyor. Benzerleri birçok yerde görülebilecek bir tarihi şehir merkezi burası. Büyük bir meydanı ve o meydanda büyük bir katedrali ve yönetim binaları var. Biraz ilerlediğinizde ise Viktualinmarkt’ı görüyorsunuz. Burası Avrupa’nın en büyük yiyecek pazarı. Bugün içerisinde yemek yiyip, bira içebileceğiniz birçok yer var, fiyatlar da yine genele göre daha yüksek.

IMG_1104

Buradan devam ettiğinizde de yine bir meydan çıkıyor karşınıza, burada tiyatro binasını görüyorsunuz. Münih’teyken daha önceden ayarladığım bir biletler, ben de bir opera seyretme şansı buldum, seyrettiğim oyun Lucrezia Borgia idi. Dilini ve üst yazıları anlamadan seyrettiğim bu opera, benim için bir konser havasında geçti. Bu engel teşkil etmedi üstelik, çok da eğlendim.

Münih yazısında asıl olarak beni etkileyen kısma, English Garden’a odaklanmak istiyorum. Buraya bir başka parktan, Hoften Garden’dan geçerek gidiyorum.

English Garden, yine Avrupa’nın en büyüklerinden biri. Hyde Park’tan ve New York’taki Central Park’tan daha büyük. Parkın girişindeki bölümde sporcular sörf yapıyorlar. Bir dönem yasaklanmış olsa da, sporcuların isyanı sayesinde tekrar izin verilmiş ve hatta olimpiyatlara girmesi için başvurusu bile yapılmış. (tabii ki kabul edilmemiş.)

Park gerçekten çok büyük, şehir beni çok da etkilemeyince planladığımdan daha erken rotayı buraya çeviriyorum ve iyi ki öyle yapmışım diyorum. Bu parkın belli başlı bazı özellikleri var.

Örneğin parkta, bir Japon çay evi var, yılın yalnızca belirli zamanlarında açık. Etrafı ve yapının kendisi tamamen Japonya’ya özgü bir şekilde planlanmış, parkın girişini çok yakın bir noktada epey ilgi çekiyor. Ben oradayken maalesef kapalıydı.

IMG_1143

Parkta geniş yeşil düzlükler var ve buralarda Münihliler güneşleniyorlar. Parkın belli bir alanı üstelik -adı konulmamış bir şekilde- çıplaklara ayrılmış durumda. Burası öyle izole bir yer değil, herkes gelip geçebiliyor. Bir başka noktada büyük bir bira bahçesi var, ortamı çok özendirici. Dev bardaklarla biralar, adeta filmlerde gördüğümüz gibi, köpükleri taşarak ve dökülerek masalara servis ediliyorlar. Aşağıdaki fotoğrafı sabah henüz çok geç değilken çekmeme rağmen, bira bahçesinde kayda değer bir kalabalık var.

Ben de havanın sıcak olmasından yararlanıp uzanıyorum çimenlere, üzerimdeki kalın kıyafeti çıkarıyor ve yalnızca tişörtle kalıyorum.

“ben ışıklar, konfetler, bayramlar istemem / uzanmışım gölgeliğe bir başıma / şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan / içten içe ürküyorum ama / böyle de iyiyim…” 

Bu şiir geliyor aklıma. “böyle de iyiyim” yazıp paylaşıyorum fotoğrafı sosyal medya hesabımda.

IMG_1568

Bu yemyeşil, büyük alanlara özeniyorum. Bizim böyle kaçacak yerlerimizin gitgide azalıyor oluşuna kahrediyorum bir kez daha. Huzurla otururken güneşin altında, saatine ilerlemeye başladığını fark ediyorum, operaya geç kalmamak için kalkıyorum.

Asıl amacıma ertesi gün ulaşacak, sabah erkenden Dachau’ya gideceğim. Bu bir geçiş yazısı olsun, Münih’e belki haksızlık eden, Münih’in hakkını veremeyen…

IMG_1519

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s