Sakız Adası Gezi Rehberi

“bizim ardımızdan biraz sonra / işte sarışın Menelaos yetişiyor Lesvos’a / uzak yolculuğu hesapladığımız o yere / Sakız’dan daha öteye çıkarsak…”

Adanın gümrüğünde ücretsiz dağıtılan ve Türkçe hazırlanmış Sakız Adası rehberinin, Homeros’tan ödünç alınmış giriş cümleleri bunlar… Homeros birçok yer gibi, Sakız Adası tarafından da sahipleniliyor, İzmir’den gelip burada yaşadığına inanılıyor.

Hava çok rüzgarlı, bu kıyılarda hemen hemen her zaman olduğu gibi. Korkarım böyle havalarda çıkmaktan yola normalde, şimdi hiç… Teknenin burnu girdikçe üzerimize gelen dalgalara, sular doluyor her yana, sırılsıklam oluyoruz. Oralı bile değilim, karşıda Sakız Adası gözüküyor.

Limana yanaşırken, aslına bakarsanız hiç de öyle heyecan verici olmayan bir görüntüyle selamlıyor ada bizi.

img_4499

Oysa benim içimdeki heyecan çok büyük. Sebebini sorsanız anlatamam. Bu ülkenin insanları, içlerindeki o tutku, yemekleri, yaşayışları, yürüyüşleri, bir şekilde beni kendimden geçiriyor her seferinde. İlk kez bir adasına ayak basıyorum bu ülkenin bu kez, bir saat sürüyor içeri girişimiz gümrükten, ne gam. Tek sorun, bir an önce koşup da kavuşamıyor oluşum adaya.

Gümrükten geçtikten sonra kiraladığımız arabayı alıp, otelimize gidiyoruz, merkeze 15 dakika mesafedeki Megas Limnionas’a. Otelin adı Stroubis Apartments, balkonumuzun manzarası harika, odamız tertemiz. Otelin sahibi Giorgia’nın bizi karşılarken ikram ettiği sakız ve gül karışımı likörü de öyle. (gecelik kişi başı 17 Euro)

img_4506

Otele yerleşip, biraz soluklanıp, adanın ana şehri Xios’a doğru çıkıyoruz yola ve yazının bu noktasında, günlük sıralamadan vazgeçip başlıklara ayıracağım yazıyı okunabilirliğini kolaylaştırmak için. İlk olarak adada gezdiğimiz köylerden bahsedeceğim.

Sakız’ın Köyleri

* Xios

Bir başka deyişle Chios, adanın adı ve merkez şehri aslında. Ada nüfusunun hemen hemen yarısı burada yaşıyor. Özellikle haftaiçi ve öğlen saatlerinde trafik epey yoğunlaşıyor. Kordon boyunda kafeler, restaurantlar ve hediyelik eşya dükkanları var.

img_4522

Köyün içerisinde bir de kale içi kısmı var, burada Osmanlı’dan kalma evler de görebiliyorsunuz. Birçoğu harabe. Hamam restore edilmiş, surlar ayakta sayılabilir, evler ise iyi durumda değil. Kalenin hemen dışında ise bir mülteci kampı var, göstere göstere çekmek istemedim fotoğraflarını, ancak surların üstünden ve uzaktan fotoğraflayabildim. Çadırları görebiliyorsunuz. Çadırların üzerinde Birleşmiş Milletler yazısı okunuyor. Aslında adalara gelenler, Atina’ya gönderiliyorlardı, sanırım bir kısmı ya burada kalmayı tercih etmiş, ya da son durumda burası bir geri gönderme merkezi olarak düzenlenmiş. Çok az çadır ve çok az mülteci görüyorsunuz sokaklarda.

img_4575

Osmanlı döneminden kalma Mecidiye Camii, bugün Bizans Müzesi, giriş 4 Euro. Şehrin ana meydanlarından Vounaki Meydanı’nda bulunuyor. Meydanın ilerisi ise genişçe bir park. Müzenin içerisinde Bizans dönemi freskleri ve adada yaşayan her milletin mezar taşları yan yana duruyor. Sakız aslında Osmanlı hakimiyetindeyken de tam bir Türk adası olmamış. 1566 yılında Osmanlı tarafından alınan adaya, askeri ve yönetici sınıfa ait insanların aileleri dışında Müslüman’ın yerleşmesine izin verilmiyor. Osmanlı idaresindeyken ada, bu kale bölümünde yaşayan genel nüfusun %5’ini geçmiyor hiçbir zaman Müslüman nüfus. Zaten yerleşik olan nüfus da Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, mübadele ile Anadolu’ya geliyor.

img_4590

* Armolia

Sakız Adası’nı dolaşan ana yolun geçiş noktalarından birinde, öyle ki adanın çok ilgisiz yerlerine giderken bile navigasyon yer yer bu köyden geçirdi bizi. Armolia, seramikleriyle ünlü bir köy. Birçok mağazada, seramik alışverişi yapabiliyorsunuz. Xios yönünden gelip, Armolia’ya girdikten sonra, en sonda yer alan seramik atölyesi ve mağazası ise oldukça Türkleşmiş durumda. Fiyatları ada geneline göre epey yüksek. Mağazaya girince size sakız likörü ve sakızlı şeker ikram ettikten sonra, Gülhan’ın Galaksi Rehberi’ni açıyor. Gülhan Şen program çekimleri için adaya geldiğinde bu mağazayı da tanıtmış, Türkler’in ve turların uğrak noktalarından olunca fiyatları bir miktar arttırmış.

Daha geride kalan ve daha az gösterişli gözüken seramik mağazaları ise, biraz daha uygun fiyatlarla satış yapıyorlar. Biz aşağıda fotoğrafını koyduğum mağazadan biraz alışveriş yaptık.

img_4748

* Pirgi

Sakız Adası denince akla gelen yerlerden biri burası. Bu arada Armolia dahil, Pirgi ve Mesta’nın da yer aldığı bölgenin adı “Mastihohoria”, yani “sakız köyleri”. Bu köyler arası seyahat ederken, bol bol sakız ağacı göreceksiniz. Sakız konusuna yazıda birazdan değineceğim.

Pirgi, Sakız merkezinin 24 kilometre uzağında. Evlerin karakteristik özelliği, “çizik” adı verilen yöntemle oluşturulan siyah beyaz renkleri. Çizik adı verilen bu yöntem, aslında bir nevi kazıma, desenler ve renkler duvarlara kazıma ile veriliyor.

img_5278

Evler üzerinde ayrıca geometrik şekillere de rastlıyorsunuz. Bu benim daha önceki gezi yazılarını okuduğumda kapıldığım hayal gibi, çok baskın değil. Pirgi, durmaksızın bu tarz evlerden oluşan bir köy değil, sık sık bu kesintiye uğruyor ve klasik evler görüyorsunuz. Bu yöntem kuşkusuz zorlu bir yöntem, eski evlerin bu hallerini koruması, hiçbir müdahalede bulunulmazsa pek mümkün değil. Yeni evleri de her zaman bu haliyle yapmayı tercih etmiyorlar. Fakat, bu haliyle dahi gezilesi bir yer Pirgi.

Köy meydanında kafe ve restaurantlar var, ortam güzel, oturup bir öğlen yemeği yiyebilirsiniz. Meydanda bir de Agios Apostolos kilisesi bulunuyor, dışarıdan göremiyorsunuz. Dar bir sokaktan içeri girdiğinizde çıkıyor karşınıza. Giritli bir usta tarafından yapılmış bu kilise. Gezmeye gelen Türk grupların rehberlerine kulak verdiğimde söylenen bilgiye göre, Van’da bulunan Akdamar Kilisesi ile birebir örtüşüyor. (Bu bilgi okuduğum başka hiçbir rehberde yazmıyor, dolayısıyla Türkler’e ilgi çekici gelmesi açısından sonradan tarihe eklenmiş bir bilgi olabilir de…)

img_4766

İçerisine girip, gezmemiş olsak da, Pirgi’den yola devam ederken Olimpi köyünden geçiyor ve uzaktan fotoğraflıyoruz.

img_4874

* Mesta

Sakız’ın çok ünlü ortaçağ köyü Mesta, taş evler ve daracık sokaklardan oluşuyor. Korsanlardan ve istilacılardan korunmak için, surların içerisine yapılmış, oldukça korunaklı bir köy burası.

Ortaçağ’da damla sakızı, çok değerli ve medikal özelliklerinden dolayı oldukça fazla istenen bir ürün olduğu için, bu köyün bu kadar korunaklı yapılması da gerekmişti.

img_4878

Köyün sokaklarında biz, hiçbir harita yardımı olmadan, kaybolarak dolaştık ve bundan da oldukça mutlu olduk. Turistik alanın dışına çıktığınızda, doğal bir Mesta ile karşılaşıyorsunuz. Kapılarında domates kurutan, saksılarında çiçekler yetiştiren köylüler, daracık sokaklar, taş evler ve siz baş başa kalıyorsunuz.

img_4887

Köy meydanında ise bir taverna, kafeler ve büyük bir kilise bulunuyor.

Vessa köyünden de içine girmeden geçiyor ve uzaktan fotoğraflıyoruz.

img_4969

* Anavatos

Sakız Adası’nın milli kimliğini oluşturan köylerden biri burası bugün, çoğunlukla terk edilmiş evler görüyorsunuz. 1822 yılındaki bağımsızlık isyanları sırasında, Yunanlar’ın kaçıp saklandığı yer. Nitekim köyün adı, “aşılmaz, geçilmez” anlamına geliyor. Yunanlar da isyana Osmanlı’nın müdahalesi sonucunda bu köye saklanıyorlar, fakat Osmanlı buraya da erişince büyük bir kısmı uçurumdan atlayarak intihar ediyor, kalanların da büyük bir kısmı Osmanlı tarafından öldürülüyor ve bugün bu köy, 1881’deki büyük deprem sonucu boşaltılmış olsa da, o geçmişin izini korurmuş gibi, terk edilmiş evleriyle duruyor. Ada tarihine bu olay, “Sakız Adası Katliamı / Anavatos Katliamı” diye geçiyor.

img_5012

* Volissos

Burası, efsaneye göre Homeros’un doğduğu ve bir süre yaşadığı köy. Homeros, bizim için de İzmir’e aittir biliyorsunuz. Köy, büyük bir kaleye, bir de okula ev sahipliği yapıyor. Bu özelliğine rağmen çok fazla turist çekmiyor. Üstelik sokakta dolaşırken garipsenen bakışlarla da karşılanabiliyorsunuz.

* Langada

Buraya aslında yemek yemek için gittik, fakat sokaklarını da dolaştık, ada genelinde fikir birliği oluşmuşçasına, en taze yemekleri bulabileceğiniz söylenen köy burası. Bir balıkçı köyü, kendi halinde, oldukça güzel ve ada havasını alabileceğiniz köylerden biri.

img_5167

Bir de köylerin dışında olan iki yer var anlatmak istediğim.

* Olimpi’nin Mağarası

Adadaki birkaç mağaradan biri, en büyüğü… Olimpi köyünden, Agia Dinami koyuna giderken, koya gelmeden hemen önce rastlıyorsunuz buraya. Giriş 4 Euro. Mağarayı rehber aracılığıyla geziyorsunuz. Görmeye değecek bir mağara. 1985’te kazara keşfediliyor. Yaz kış 18 derece sıcaklık ve %95 nem oranına sahip.

Mağarada biletinizi aldıktan sonra bir süre turun başlaması için bekliyorsunuz, tur başladıktan sonra ise ortalama yarım saatlik bir gezi sizi bekliyor. Çok yorucu ve çok iniş çıkışlı bir gezi değil bu, böyle şeylerden endişe ediyorsanız da katılabilirsiniz. Elbette biraz merdiven var, fakat epey bir eğimli bir yoldan iniyorsunuz, sonra merdivenler başlıyor.

img_4835

* Nea Moni Manastırı

Anavatos köyü ile Xios arasında, birkaç kilometre içeride kalan bir manastır burası. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde… 1042 senesinde yapılmış, Bizans döneminde altın çağlarını yaşamış, Pazartesi günleri hariç ziyarete açık. Öğlen 12 – 4 arası kapalı.

img_5044

SAKIZ ADASI’NIN PLAJLARI

* Mavra Volia

Adanın volkanik siyah taşlardan oluşan plajı… Gezdiğimiz plajlar arasında benim en sevdiklerimden biri oldu. Tertemiz suyu ve siyah taşların verdiği renk plajı çok güzel kılmış. Eski yazılarda plajın tesissiz olduğu yazsa da, şu an ufak bir büfesi ve soyunma kabini mevcut.

Arabayı park ettikten sonra indiğiniz plajdan ayrı olarak, tepeyi aşıp da devam ettiğinizde, hemen yan tarafta, daha sakin ve sessiz bir başka plaj var. O da aynı özellikleri taşıyor. Kalabalık sizi rahatsız ederse, oraya geçebilirsiniz.

img_4642

 

Bu plaja ulaşmak için, Emporios köyü tabelalarını takip etmeniz gerekiyor. Bir kez buraya geldikten sonra, Mavra Volia okları da görünür olacaktır.

* Agia Dinami

Daha yukarıdan gördüğünüzde, koşarak suya atlayasınız geliyor. (Yapmayın, su taşlık, yaralanırsınız, neme lazım…) Olimpi Mağarası’ndan çıktıktan sonra, biraz aşağıda burası. Biz gittiğimizde günlerden pazardı ve plajın hemen yukarısında bulunan kiliseden çıkanlar, kilisenin bahçesinde yemek yiyorlardı topluca. Rüzgar, zaman zaman plaja uzo kokuları taşıyordu. (ki ne güzel.)

Plajda soyunma kabini, duş ya da herhangi başka bir tesis yok. Telefonla Olimpi Mağarası’nda bulunan kafeden bir şeyler sipariş verebilmeniz için telefon numaraları koymuşlar, fakat denemedik.

img_4848

Fotoğrafta gördüğünüz burunun hemen arka tarafında, ufak bir başka plaj var. Burası biz gittiğimizde çok rüzgarlı olduğu için, yüzüp çıktıktan sonra ikinci turu o koyda yaptık. Orası daha kalabalıktı, ama rüzgar almadığından deniz daha sakindi.

img_4862

* Lithi

Burası adanın batı tarafındaki en ünlü sahillerden biri. Açıkçası denizinin çok büyük bir özelliği yok gibi, plaj tesisleşmiş. Şezlonglar ücretsiz, yalnızca bir şeyler içmenizi bekliyorlar. Frappe 2.5 Euro, Club Sandwich adı verilen sandviçler ise 4 Euro civarında. Plajdaki tesislerin ücretsiz kullanabileceğiniz otoparkları var. Duş ve soyunma kabinleri de mevcut. Burası da çok rüzgarlıydı.

IMG_4976

* Trahili

Lithi’den Elinda yönüne giderken, arabayla da aşağıyı seyrederken görüp, büyülenmiş gibi girdiğimiz bir plaj oldu burası. Sıfır tesis, ne bir kilise, ne de başka bir yapı var. Kumsal tamamen taşlık, denizi derin. Bizim Kaputaş’a oldukça benziyor. İniş yolu toprak, fakat plaja kadar da inemiyorsunuz, bir noktada arabayı bırakıp, yürüyerek devam ediyorsunuz. Denizin rengi yukarıdan çok güzel gözüküyordu.

Plajla ilgili bir uyarım var, arılar… Arılar denizden çıktıktan sonra resmen bize “taktı”, arabaya kadar peşimizden ayrılmadılar, öyle ki kendimizi zar zor arabaya atıp yola çıkana kadar camları da açmadık. Güneş yağı sürmediğim için bana çok gelmese de, güneş yağı sürmüş olan kardeşim ve halama daha çok ilgi gösterdiler. Dikkatli olmanızda yarar var.

IMG_4992

* Elinta

Trahili’den çıkıp, yola devam ederken yine yukarıdan görüp de dayanamayıp indiğimiz plajlardan biri… Burada kamp yapanların yanı sıra, ufak da bir kilise vardı bir de. Kumsal ve deniz yine taşlık, su elbette soğuk…

IMG_5074

* Megas Limnionas

Burası, kaldığımız otele çok yakın olması sebebiyle bildiğim bir plaj. Sabah herkes uyurken bir gün, gelip burada yüzdüm. Daha çok köy halkının geldiği bir plaj burası ve bizim gibi otelleri olanların elbette. Su kumlaşıyor bir noktadan sonra, girişi taşlık. Çok derin değil. Şezlong ve şemsiye var, soyunma kabini ve duş da…

IMG_5126

* Mersinidi

Doğu sahilinden kuzeye doğru giderken, Xios’u geçtikten sonra, Langada’ya gelmeden hemen önce bir sahil burası. Yol üzerine park edip, biraz aşağı yürüyorsunuz. Biz en çok balığı burada gördük yüzerken. Su epey soğuk olmakla birlikte tertemiz. Kalabalıkça bir plaj sayılabilir, sanırım şehir merkezine yakın ve güzel olmasının bunda payı var. Zira, her ne kadar denemesek de, merkeze çok yakın plajların hiçbiri dışarıdan çok cazip gözükmedi bize. Mersinidi’yi bu yüzden yakın ve tercih edilebilir buluyor olabilir insanlar, bizim adada yüzdüğümüz ve en sevdiğimiz koylardan biri oldu.

IMG_5147

SAKIZ ADASI RESTAURANTLAR

* To Vounaki

Xios’ta, kordonboyunda bulunan, bir fast food mekanı. Buraya ilk gün, öğlen yemeğimizi yemek için geldik benim “gyros istiyorum” söylenmelerim neticesinde. Lezzeti yerindeydi. Porsiyon olanlardan söylememenizi öneririm, ya da iki kişi paylaşın, zira çok fazla. Pita arasındakiler ideal olacaktır diye tahmin ediyorum. Burada aynı zamanda ilk kez, adada üretilen “house ale”  biraz, Fresh Chios Beer’ı denedik. Tam benim sevdiğim tür bir biraydı, ki nitekim çok sevdim. (Gyros, aslında Yunan döneri. Bizden farklı olarak içerisine soğan – domates ile birlikte, cacıki ve patates de koyuyorlar. İsteğe bağlı olarak, ketçap da… Bir de küçük bir not, domuz etinden yapılıyor.)

IMG_4517

* To Agykra – Megas Limnionas

Otele yakın ve Tripadvisor puanının da iyi olması sebebiyle ilk akşam yemeğimizi burada yedik. Diğer yediğimiz yemeklere göre (bunu sonradan karşılaştırabiliyorum tabii) ana yemeklerde tabak başı 1 Euro daha pahalı gibiydi. Lezzeti ise yerindeydi. Kalamar, ahtapot, cacıki, peynirle doldurulmuş kırmızı biber, Yunan salatasına, 200 ml’lik uzo eşlik etti. Toplam 42.90 Euro hesap verdik.

IMG_4719Obeliks – Pirgi

Yine bir öğlen yemeğini burada yedik. Pirgi’de meydanda bulunuyor burası. Souvlaki yedik pita arasında, 2.5 Euro idi. Etleri yumuşacıktı, çok sevdim. Biz öğlen yemeklerini genelde bu şekilde yemeyi tercih ettik, akşam deniz ürünleri, öğlen gyros ya da souvlaki…

IMG_4770

* Kanellos – Mesta

Burası aslında bir restauranttan çok, ufak bir kafe, ama yine de listeye almadan edemedim. Mesta’da bir ara sokakta, bir lokmacı burası… Evet, bildiğimiz lokma, “loukmades” adıyla servis ediliyor burada. Bildiğiniz tüm sosyal medya sitelerinde iyi puanlar almışlar, uğrak noktası haline gelmişler ve bu puanlarını hak ediyorlar. Çikolatalı gibi seçenekler de olsa, biz ballı lokmayı tercih ettik, çok çok beğendik.

IMG_4905

* O Mesaonas – Mesta

Burası da Mesta’da meydanda bulunan bir tavernaydı. Biz oturduğumuz esnada, tamamen Türkler vardı masalarda, zaman geçtikçe yerlerini Yunanlar aldı. Ortam çok güzel, bir köy meydanı, trafiğe kapalı… Sol tarafında bir kafe var, meydanda gene masaları. Bir televizyon kurdular Euro 2016 maçlarından birini göstermek için. Çocuklar meydanda saklambaç oynuyordu.

Sardalya, kalamar, Yunan salatası ve cacıki yedik. Yanına da Mythos bira… (Ah, Mythos…) Büyük bir hata yaparak hesabı not almamışım, fakat 40 Euro civarı bir hesap ödedik diye hatırlıyorum.

* To Limanaki – Volisso Limneas

Her ne kadar planladığımız belli başlı tavernalar olsa da (şu noktada araya girmek istedim, taverne denildiğinde geleneksel bir Yunan lokantasını kastediyorum, gözünüzün önüne gelen sirtakili, tabak kırmalı bir yer olmasın diye açıklamak istedim), gezerken fiiliyatta bu iş, gezinin bittiği noktada bir yere oturmak şeklinde gerçekleşti ki bundan da pişman olmadık. Burası da Volissos köyünden deniz kenarına inerken, oraya kurulmuş bir limanda bulunan bir taverna. Ortalık epey ıssızdı, herhalde hiç Türk yoktur derken bizden başka tek masa da Türk çıktı oturduğumuz anda.

Adaya özgü olarak söylenen, aterina denilen gümüş balıkları lezizdi. Soslu midye, yunan salatası, ekmek, cacıki ve iki bardak uzoya 30.15 Euro hesap ödedik.

IMG_5106

* Nostos – Langada

Köyleri anlatırken bahsettiğim gibi, adadaki en taze deniz ürünlerini burada bulabileceğimiz söylendi bize hep ki gerçekten öyleydi. Ahtapot lokum gibiydi, yumuşacıktı ve gerçekten yerken “denizin tadını” alabiliyordunuz. Midyeler bizim alıştığımızın aksine, pirinçsiz olarak geldi. Ada geneline göre fiyatları biraz yüksekti. Bir de buraya çok fazla Türk geliyor olsa gerek ki, sipariş verirken adam bizden fazla sayıda meze vermemizi bekledi. Oysa genel olarak Yunanistan’da porsiyonlar çok büyük, Türkiye’deki gibi masayı donatmaya çalışmayın.

Ahtapot, midye, barbun, Yunan salatası, dolmades ve Fresh Chios Beer’a  47 Euro hesap ödedik.

oooo mastika mastika (Sakız ve alışveriş)

Sakız Adası’ndan bahsederken, elbette sakızdan bahsetmemek olmaz. Sakız ağacından sakız yemek de varmış, bu adada bunu yaşadık.

Tahmin edebileceğiniz gibi, Sakız’ın temel ekonomik geliri sakız üzerine kurulu. (Buna son yıllarda Türkler sayesinde turizm de eklenmiş durumda.) Birçok yere sakız ihraç ediyorlar. Hem gıda maddesi hem de medikal olarak kullanılıyor sakız. Sakızın kaybolmaması için, çeşitli işlemler yapılarak ağacın altı killeniyor, bu kil ağaçtan damlayan sakızların orada kurumasını sağlıyor ve ardından sakız ağacının gövdesi çiziliyor sakız akışının rahatça sağlanabilmesi için.

Armolia’da park ettiğimiz yerde bulunan sakız ağaçlarının arasına dalıp, kendimize biraz sakız topladık. Bunu Sakız Adası’nın ünlü bölgesi Kambos’ta çok daha pahalıya yapabileceğiniz gibi, burada tatmin edici miktarda olmasa da biraz sakız elde edebilirsiniz.

Bu gördüğünüz damlaları ağzınıza attıktan sonra, bildiğiniz çiğnenebilir sakız halini alıyorlar. Daha saf bir sakız çiğneyebilir misiniz emin değilim.

Sakız Adası’nda buna bağlı olarak, birçok ürünün sakızlısı yapılmış durumda. Örneğin, sakızlı gazoz Mast. Bunun yanı sıra, Sakızlı soda da var, Mastih2o, ki benim favori ürünlerimden biri oldu. Bir de “sakız tatlısı” olarak geçen bir tatlı var. İşlemden geçirilmiş damla sakızını, size buz koyulmuş bir suyun içerisinde, kaşıkla getiriyorlar ve siz de o sakızı adeta lolipop yer gibi yiyorsunuz.

Sakızlı kurabiye, sakızlı dondurma, sakızlı reçel, sakızlı şeker…… diye gidiyor bu döngü. Bunlardan en lezzetli ve en güzel olanlarından biri de Sakız likörü. Ada genelinde birçok marka var sakız likörü üreten, fiyatları 7.5 – 15 Euro arasında değişiyor. Fiyat arttıkça alkol oranı da artıyor gibi geldi bize ve “Psihis” marka almayı tercih ettik.

Genel olarak üç aşağı beş yukarı aynı fiyatlara satılıyor bu ürünler her yerde. Hani “Kordon’da pahalıdır, markette ucuzdur” mantığı pek yok. Yalnızca kordonda yer alan ve adında “mastiha shop” gibi ibareler geçen, daha şık tasarlanmış mağazalar bir miktar daha fazla fiyatla satıyorlar. Siz yine de market isterseniz, havaalanının tam karşısında iki market var, biri Lidl ki çok bir şey bulabileceğiniz bir yer değil, bizdeki Bim’e neredeyse birebir benziyor, diğeri ise Eurospar. Aynı zamanda şehrin içinde ve Xios’tan Vrondatos’a giderken Xapa marketleri var.

Her bölgede olduğu gibi, bu bölgenin de kendi uzoları var. Kazanisto içtiğim uzolar arasında en sevdiğim oldu. Yunanistan’da görebildiğiniz diğer uzolar burada çoğunlukla yok, ancak yaygın olarak Barbayanni’yi bulabiliyorsunuz.

img_4720

Fresh Chios Beer ve benim Yunanistan’da favori biram olan Mythos da genel olarak tüm adada mevcut. Adanın aynı zamanda peynirleri de ünlü.

Sakızlı şekerin yanında “uzolu şeker” olarak geçen anasonlu şekerlerden de tavsiye ederim.

Armolia’dan seramik ürünler alabilirsiniz aynı zamanda köy anlatımında bahsettiğim gibi. Pyrgi köyü ise hediyelik eşya bakımından benim en zengin bulduğum ve sevdiğim köy oldu. Evlerin deseninde şapkalar, tişörtler, bardaklar kolayca bulunabiliyor.

Alışverişle ilgili son bir not, Yunanistan çıkışında Duty Free bulunmuyor.

SAKIZ’DA ULAŞIM

Ada genelinde toplu ulaşım yeterli düzeyde değil ve her yere her an ulaşamıyorsunuz, hatta toplu ulaşımla ulaşamayacağınız oldukça fazla nokta da var, en azından arabanız yoksa daha az bilinen plajlara gitmeniz mümkün olmayacaktır. Kendi arabanızla geçmediyseniz, araba kiralamanız eğer adayı gezmek istiyorsanız şart. Biz Peter Vassilakis Rent a Car’dan kiraladık. Suzuki Alto’ya günlüğü 35 Euro verdik.

Birçok yazıda benzincilerin Pazar günleri kapalı olduğu ve hatta gün içinde de erkenden kapandığı yazıyor olsa da, biz adadayken (yoğunluktan mıdır acaba?) Pazar günü benzinciler genel olarak açıktı ve hatta diğer günlerde de erken kapanmıyorlardı. Batı yakasında Lithi’den kuzeye çıkarken ve Volissos ile Xios arasında çok fazla benzinci yok. (hatta Lithi – Elinda arası [sanırım] hiç yok.) Dolayısıyla bu taraflara gidecekseniz benzininizin yeterli olduğundan emin olun. Onun dışında Mavra Volia – Lagada arasında sık sık benzinciye rastlıyorsunuz.

Aynı zamanda benzincilerde 24 saat yakıt doldurabileceğiniz otomatlar mevcut, fakat çok dikkatli bakmasam da, benzincilerde şöyle bir göz attığımda benzin doldurulurken, bu işlemin nasıl yapıldığı İngilizce anlatılmamış gibi, işinizi şansa bırakmayın. Temmuz 2016 itibariyle adada benzinin litresi 1.48-1.50 Euro arasında değişiyor.

Adada yollar dar ve virajlı olmakla birlikte, genel olarak asfalt. Çok fazla hız yapamıyorsunuz, dolayısıyla kısa yollar uzun zaman alıyorlar.

img_4998

Sakız’a ulaşım ise seçtiğiniz firmaya ve firmanın kullandığı feribotların hızına göre gidiş geliş 25-35 Euro arasında değişiyor. Biz Sunrise ile 25 Euro’ya gittik ve Çeşme ile Sakız arasını yaklaşık 45 dakikada aldık.

Yolculuk esnasında, özellikle güneyde seyahat ediyorsanız Sakız Adası yangınının izlerini görüyorsunuz, adada, o bölgede, sanki yanmadık yer kalmamış. O dönemin haberlerine dönüp baktığımda, adanın beşte birinin kül olduğu bilgisini gördüm ki rakam abartı gibi durmuyor. Sakız ağaçlarının iskeletleri duruyor halen.

img_4965

Ve yazının sonunda bazı acı gerçekler var. Yunan Adaları, ya da en azından Sakız Adası, Türkiye sahillerine göre daha ucuz kesinlikle. Ortada bir vatan hainliği de yok bunu söylerken. Bir gece önce Çeşme’de vasat bir otel bir dolu para istemişken bizden, Çeşme merkezde adamakıllı bir yemeği orta halli bir fiyata bile yemek mümkün değilken bunun tartışmasını yapmak ve insanları kazık yemeye teşvik etmek çok anlamlı değil.

Bizim turizmcilerimizin söylediği bazı noktalara itiraz etmek de çok basit. Argümanlar çeşitli, “kendi balıklarını tutuyorlar” ise en komiklerinden biri. Yıllarca denizlerimize iyi bakmadık, bu lafı söyleyen kişinin kendi balığını tutmasını ne engelliyor? Türkiye sahillerinden balık çıkmıyorsa suç kimin? Kavala’da limandan ahtapot çıkarken, Çeşme Marina’da bu ne kadar mümkün?

Bir başkası, “çiftlik levreği yerlerse ucuz olur” diyor. Bir başkası, “kumru yesinler” diyor. Mis gibi kalamarları, ahtapotları, Türkiye’de bulamayacağım fiyatlarda yemek dururken kumru yemeyi tercih etmiyorum, Çeşme’de ya da Alaçatı’da tatil yapmadığım için kahrolmuş da değilim.

“Yunanlar insanları tahta sandalyelerde oturtuyorlar” meselesi var bir de. Burada görmediğimiz hizmet kalitesini orada gördük biz. Tahta sandalyelere de üstelik seve seve oturduk, istediğimiz şey oydu, bir düğün salonu havasında şık düzenlenmiş yerler değil.

IMG_5104

Üstelik, evet, orada oturduğunuz yerde boğulmuyorsunuz. Tabaklar önünüzden kovalanır gibi kaldırılmıyor. Bir su alsanız fişi geliyor. Hesap istediğinizde çoğu yerde dondurma ikram ediliyor. Yemekler lezzetli, porsiyonlar büyük, kazıklanmıyorsunuz. Menülerde yer yer yemeklerin nasıl pişirildiği, ne tür yağ kullanıldığı bile açıkça yazıyor. Plajlar çoğu zaman ücretsiz, ya da 2.5 Euro’ya bir frappe içmeniz yetiyor tüm gün oturmanıza. Sahiller parsellenip, sadece parası olanlara sunulmamış. Ormanlar rant için yakılmıyor, yananların yerine yenileri dikiliyor. Bu tartışma daha çok su kaldırır ve belki de apayrı bir yazı ile girilebilir bu konuya.

İşte tüm bunlardan dolayı, ayaklarımız geri geri biniyoruz dönüş feribotuna. Nasıl oluyorsa oluyor, vaktinden yarım saat önce kalkıyor. Başka zaman olsa çok sevindirici olacak bu gelişme, beni üzüyor. Razıyım teknenin içinde yarım saat daha bekleyip, Sakız’ı seyretmeye.

İçim yine huzurla dolmuş bir şekilde dönüyorum, stresin, kavganın, kalabalığın içine…

Deniz daha dalgalı bu sefer, burnu Türkiye’ye dönük, oysa ben Sakız’ı seyretmek istiyorum. Arka tarafa bir yere konuşlanıyorum bu yüzden. Ayaktayım, kulağıma kulaklığımı takıyorum.

“ela kima ke voria / to soma tu steria brosta tu vgale me…” diyor Haris Alexiou, “gel dalga, gel rüzgar / onun kıyılarına bırak beni…” Hani hiçbir şey anlamasak da, sesinden anlarız aslında ne demek istiyor.

Ada yavaş yavaş bir siluet haline gelirken ön tarafa geçiyorum. Nesini bu kadar sevdiğimi düşünüyorum yine uzakta kalmış bu ülkenin. Henüz orada ilk günümde şöyle yazmışım twitter’a, “ben gene aynı, başka ülkeye gitmeyeyim, bundan sonra hep Yunanistan’a geleyim faslına bağladım, geçmiş olsun! Nedir seni böyle yapan deseniz anlatamam, her adımımda, insanların her kelimesinde, uzosunda, kalamarında, yürüyüşlerinde, ben benden geçtim.”

Adada bıraktığım huzur bağımlılık yaratıcı. Bu akılda olduğu sürece çok fazla duramaz insan, gene düşer yollara!

img_5185

9 comments

  1. müthiş bir yazı ellerinize sağlık. çok faydalı olucak benim için. 21 ağustos da kısmetse sakızdayım.

    • Merhaba,

      Öncelikle çok teşekkürler, beğenmenize sevindim. Ben önce ücretleri öğrenmek için mail yazdım şu adrese; ivasila@otenet.gr

      Daha sonra ise kiralama talebimi web sitelerindeki form üzerinden yaptım, o da şöyle: http://rentacar-chios.com

      Tabii bu sadece bizim kiraladığımız şirket, birçok başka şirket de var, ben baktıklarım arasında bunun fiyatı uygun diye seçmiştim. Sakız’a gidiyorsunuz sanırım, iyi tatiller şimdiden, umarım çok güzel geçer 🙂

  2. Merhabalar,

    Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler. Adayı çok güzel özetlemişsiniz.

    Adayı tekrar ziyaret ederseniz bu sene Sakız Adası’nda açmış olduğumuz ofisimizede bekleriz.
    Deniz Tours http://www.sakizadasitur.com

    Belki bizim de faydamız olur keşfedilmemiş noktaları hakkında.

    Sağlıcakla kalın..

  3. Çok güzel bir yazı olmuş. Tatilimizi planlarken çok faydalanıyorum. Ehliyet konusunda kafam karıştı biraz. Türk ehliyetinin de geçerli (sigorta vb açısından) olduğunu okudum birkaç yerde doğru mu? Teşekkürler.

    • Çok teşekkür ederim. Evet, Türk ehliyetine herhangi bir sıkıntı yaratmıyorlar, araba gönül rahatlığıyla kiralayabilirsiniz. Eğer kendi arabanızla çıkacaksanız, arabanıza sigorta yaptırmanız gerekiyor, sigorta için Turing’in sitesini kontrol edebilirsiniz: http://www.turing.org.tr/uluslararasi-sigorta-yesilkart/

      Kendi arabanızla çıkışlarda Yunanistan ana karasının aksine, adaya gidişlerde ehliyete çok takılmıyorlar dediler, fakat kendi arabanızla çıkış için kesin bilgiyi feribot biletini aldığınız yerden teyit edebilirsiniz (ki muhtemelen sorun yok.) Bir de arabanın ruhsat sahibi ya yanınızda olmalı, ya da size önceden o arabayla yurtdışına çıkabilmeniz için vekalet vermiş olmalı. İyi tatiller 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s