Okuduklarım (Mayıs 2016)

Merhaba herkese,

Nisan ayı epey koşturmayla geçti. Dolayısıyla okumaya çok fazla zaman ayıramadım. Biliyorsunuz artık İstanbul’da yaşıyorum, her ne kadar daha tam tadına varamamış olsam da, en azından evimizin orada olduğunu bilmek güzel.

Hem bu taşınma işleri, hem de benim Avusturya ve Almanya seyahatim derken, Nisan ayında ancak bir kitap bitirebildim ve Mayıs ayı ile birlikte birleştirerek, bu ayın mektubunu yolluyorum.
Berlin Bir Mozaik (Eva Tucker) – Can Yayınları 
Almanya’da yaşayan Yahudi bir ailenin hikayesi. Daha önceden başlayıp, İkinci Dünya Savaşı’na doğru gidiyor bu hikaye, birçok insanla karşılaşıyorlar, aileye birçok insan giriyor. Farklı görüşlerde, farklı anlayışlarda… Dinsel, fikirsel çatışmalar oluyor ve İkinci Dünya Savaşı aileyi hallaç pamuğu gibi atıyor. Kısa bir kitap, içerisinde birçok şeye yer veriyor. Zaman atlamaları bazen daha hızlı, belli bir sistematikle yapılmamış, ama bu rahatsız etmiyor. Bu kitabı Almanya’dayken okuyacak şekilde denk getirdim ve gerçekten iyi oldu. Böyle şeyleri severim. Sagrada Familia’nın bahçesinde oturup, aynı adlı şarkıyı dinlemek, Yunanistan yollarında Haris Alexiou çalmak, İzmir sahilinde Sezen Aksu dinleyerek yürümek… Eğer İkinci Dünya Savaşı ve öncesinde Berlin’de bir Yahudi ailenin yaşantısı ilginizi çekiyorsa bu kitabı seversiniz.
100 Şarkıda Memleket Tarihi (Murat Meriç) – İletişim Yayınları 
 
İsim olarak gerçekten iddialı bir kitap gibi duruyor, fikir cidden güzel. Uygalaması ise bana biraz eksik gözüktü. Seçilen şarkıların birçoğu “ciddiye alınacak” şarkılar değiller ki memleket tarihini temsil etme kabiliyetine sahip olsunlar. Propaganda şarkıları belki bir derece listeye alınabilirler, fakat parodi olarak bile nitelenemeyecek bazı şarkıların listede olmasını garipsedim. Güzel bir fikrin, eksik bir uygulaması var karşımızda. Elbette nitelikli, ciddi şarkılar da kitaba girmişler, ama bunlar azınlıktalar. Ben beklediğimi alamadım kitaptan.
Ali ve Nino (Yusuf Vezir Çemenzeminli) – Kaknüs Yayınları 
 
Bu kitabı epey bir zamandır okumak istiyordum. Gürcü Hristiyan bir kızla, İran Azerisi Bakü’de yaşayan Müslüman bir adamın aşkı bu kitap. Bir nevi Romeo ve Juliet hikayesi olarak geçiyor. Kitabı okumadan önce ben daha “imkansız” bir durum bekliyordum, fakat aslında kitapta o kadar da imkansız bir aşk yok. İki kişi arasındaki farklı inanışlar yer yer sorun olsa da, çevreden çok fazla engel görmüyorlar. Bu ilişkiyi imkansızlaştıran ya da zorlaştıran ve dahi epik hale sokan başka durumlar var ki onlar kitabı güzelleştiriyor. Kitabın bir çoğu Bakü’de geçiyor. Bakü demişken, birkaç gün önce Twitter’da birinin paylaşması neticesinde keşfettiğim (gecikmişim sanırım) No Land adlı bir grup var. Onların, “Niye Böyle Uzundur Bu Yollar” şarkısını, buyurun dinleyin: https://www.youtube.com/watch?v=sM_lqL5XXW8
Tutuklandık (Can Dündar) – Can Yayınları 
 
Can Dündar’ın Cumhuriyet’i getirmiş olduğu noktadan hoşnut değilim, gazete hızla liberalleşti, çizgisini kaybetti. Bu durum ise Can Dündar’ın tutukluluğuna karşı çıkmaya engel değil elbette. Tutuklandık kitabını bu hislerle okudum. Beklendiği gibi, etkileyici bir şekilde anlatmış Silivri günlerini. Daha önce Silivri’de tutuklu kalan isimlerin benzer eserleri gibi, ortaya bir Silivri külliyatı çıktı ve Tutuklandık, bunun en etkileyici ürünlerinden biri olmuş. Yaşam koşullarını, dışarıda olanları, mahkemeleri anlamak için yararlı bir kaynak.
Öğle Yemekleri (Evelio Rosero) – Can Yayınları 
 
Latin Amerika Edebiyatı’nın en büyük eserlerinden biri yazıyordu bir başka kitabının kapağında (Ordular), buna inanarak ve bu kitabın konusu da ilgimi çekince buna güvenerek aldım, fakat bu kısacık kitap elimde süründü resmen. Zorla bitirdim. Çeviri sorunu olabilir elbette, dilini beğenmedim. Konuyu (kiliseye başka bir rahip ayine geliyor bir şekilde ve kilisenin sırları açığa dökülüyor) işleyişi hoşuma gitmedi, yani kağıt üzerinde durduğu kadar çarpıcı değil. Bir din sorgulaması ile karşılaşacağımı düşünürken, ortada olan sır bir nevi yasak aşktı ki onun da hakkı verilememiş, neden böyle tepki çektiği anlaşılmıyor. Anlatımın sıkıcılığı da üstüne tuz biber…
Gördüğünüz üzere Mayıs ve Nisan o kadar verimli geçmedi, çok fazla okuyamadığım gibi, okuduklarımdan da çok zevk alamadım. Daha güzel kitaplarla, Temmuz ayı başında görüşmek üzere. 🙂
Öneri üzerine başladığım bu yazılara, istikrarlı bir şekilde devam edebilmeyi umuyorum. Gezi blogu olmasını hedeflediğim bir blogda bu tarz bir içerik olup olmayacağını düşündüm, fakat kitaplar da bizim yol arkadaşlarımız, bu “mektup/e-posta” şeklinde yazılmış yazıları, hiç dokunmadan, gönderdiğim haliyle burada da paylaşıyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s