Stuttgart Mercedes – Benz Müzesi

Geçtiğimiz ay ortasında gerçekleştirdiğim Almanya seyahatimde, sokakta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri gördüğüm arabaların ezici bir çoğunluğunun Alman menşeili olmasıydı. Bunda elbette anormal bir şey yok, dünyanın sayılı üst sınıf arabalarına sahipler Almanlar, sokaklar Mercedes, BMW ve Volkswagen ile dolu…

Stuttgart şehrinin kimliğinin bir şekilde baskın bir parçası Mercedes. Almanya’nın birçok başka şehrinde olduğu gibi, şehrin stadyumunun adı Mercedes-Benz Arena, tren istasyonunun kulesinin tepesinde büyükçe bir Mercedes amblemi var. Tüm bunların yanı sıra, bu şehir on yıldır bir Mercedes-Benz Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Hani otomobille çok ilginiz, ya da Mercedes’ten de özel olarak hoşlanma durumunuz yoksa bile bu müze kağıt üzerinde durduğundan çok daha başarılı bir uygulamaya ev sahipliği yapıyor, müzeyi anlatırken değineceğim.

Müzeye giriş biletinizi aldıktan sonra bir asansörle sekizinci kata yönleniyorsunuz ve bu asansör yolculuğunda size her geçtiğiniz katta Mercedes tarihinden farklı anlar eşlik ediyor ve asansörden indiğinizde ise karşınıza bir at çıkıyor. Bu atın altında şöyle yazıyor: “Ben atlara inanıyorum. Otomobil, geçici bir hevesten başka bir şey değil…” Sözün sahibi İmparator 2. Wilhelm.

Ardından elbette ilk otomobil. Daha çok bir fayton arabasına ya da bisiklete benziyor. 1885’te Carl Benz, Gottlieb Daimler ve Wilhelm Maybach ilk benzinli motoru üretiyorlar ve 1886’da motorlu aracın patentini alıyor.

Benz ve Daimler farklı alanlarda uğraş göstermeye başlıyorlar. Benz, daha çok otomobilleri geliştirmeye odaklanmışken, Daimler ise motoru her alanda –müzenin başlangıç noktasının sloganı gibi; karada, suda ve havada- kullanmanın derdinde. Bu esnada Daimler ilk kamyonu üretiyor, Benz ise ilk otobüsü ve vanın üreticisi.

Daimler ve Benz’in ayrı ayrı ürettiği araçları gördükten sonra, aşağı kata inmenin zamanı geliyor. İşte müzenin farklılıklarından biri bu alan… Her katta tarih değiştiriyorsunuz ve bu tarihi değiştirirken yürüdüğünüz koridorlarda, o tarih aralığında dünyada –ve elbette çoğunlukla Almanya’da- olan biten önemli olayları okuyabiliyorsunuz. Karşınıza Charlie Chaplin de çıkıyor, Einstein da… Bir yandan ilk turizm örneklerini görüyorsunuz, bir yandan Berlin Duvarı’nın yapımı ve yıkımını…

İlk koridorda diğer kata yaklaştıkça bir hikaye anlatılıyor bir tabelada size. Viyana ve Nice’te yaşayan bir sürücü Jellinek, Daimler müşterisi. 1898’den itibaren firmanın otomobillerinin de satışını yapıyor. Jellinek aynı zamanda yarışlarda kullandığı arabaların kalitesini arttırmak istiyor. Bu yüzden Daimler’in mühendisi Maybach’a baskı yapıyor bu konuda ve nihayetinde güçlü bir motorla bu araç yapılıyor, 1901 yılında Nice’te bir yarıştan zaferle ayrılıp tüm kasabanın diline düşüyor. Arabaya Jellinek’in kız kardeşinin adı veriliyor: Mercedes!

Nihayetinde Benz ve Daimler birleşip ortak bir marka oluşturup, bunun patentini alıyor, markalarına Mercedes diyorlar.

Hala varlığını koruyan en eski Mercedes

Müzenin her katında aynı zamanda, tarih ayrımı göz etmeksizin çeşitli amaçlarla üretilmiş Mercedesler’in toplu bir sergisi var. Toplu taşıma araçları, yardım araçları, hükümet araçları gibi ayrımlarla, günümüz dahil, birçok araç örneği buralarda sergileniyor.

Bir alt kata inerken Naziler’in iktidara gelişini, Auschwitz’i, Charlie Chaplin’i ve Japonya’ya atılan atom bombalarını görüyorsunuz. Ardından sizi klasik arabaların yanı sıra, posta araçları, ambulanslar, nakliye araçları karşılıyor…

Demokrasiye geçiş sancıları, Marshall Planı, Everest’e ilk tırmanış ve otomobillerin değişen tasarımları… Tekerlikle sandalyeli, yaşlı bir kadın kızıyla dolaşıyor sanırım müzeyi, Almanca konuşuyorlar ve tahminimce tüm bu olaylar esnasında yaşadıklarını anlatıyor kızına kadın her tabelanın önünde durup. Bir süre ben de onlarla paralel ilerliyorum, bir şey anlamıyorum Almanca bilmediğim için, ama durum hoşuma gidiyor. Kadın bana gülümsüyor, “keşke anlayabilseydim” diyorum.

Ve benim kuşağımın da bir şekilde yollarda aşina olduğu otomobilleri (tabii yaygın olarak değil, klasik otomobil kategorisinde görebildiğimiz ancak) görmeye başlıyorum.

Bir kat daha aşağı… Kennedy’nin Berlin ziyareti, Beatles, Münih olimpiyatları…

O303 karşılıyor bu katta ilk olarak beni. Aklıma tasarım olarak da çok benzer olan çocukluğumda kullanılan otobüsler geliyor, belki de bu. Dönemine göre ne kadar rahat olduğunu hatırlıyorum. Otobüs bileti aldığımda bu otobüs gelsin diye nasıl heveslendiğimi…

Otomobil tarihinin önemli dönemeçleri duvarda yazmaya başlıyor. Bu kat şöyle bitiyor: 1981 – Airbag!

Yine tarih değişiyor. Çernobil, Berlin Duvarı’nın yıkılışı, internet, Sovyetler Birliği’nin dağılışı, sosyal ağlar, gelecek ve adına “Yeni başlangıç” denilen bir kata ulaşıyorum.

Duvarda birçok otomobil örneğinin yanı sıra, gelecekte olacaklar var, yeni otomobillerin nasıl olacağına dair ipuçları ve planlar da.

Daha çevreci, daha kullanıma yönelik, daha mobil… Müze çıkışında hediyelik eşyaların yanı sıra, otomobil satış galerisini de gezebiliyorsunuz.

Bu mobil olma haline epey önem veriyorlar. Otomobilin çıkış fikrinin bu olduğu söyleniyor müzede: “İnsanlara, nereye isterlerse, istedikleri zaman gidebilme imkanı…” En nihayetinde sizi fabrikalarında gezip, üretimlerine de şahit olmaya davet ediyorlar.

Bir otomobil müzesini bu kadar seveceğimi düşünmeden girdim Mercedes-Benz Müzesi’ne. Fakat, nihayetinde çok sevdim! Bir tek otomobile odaklanmamış olması ve otomobil üretimini, üretimin gerçekleştiği çağdan bağımsız düşünmemesi, hatta bir noktada Nazi döneminde otomobile verilen önem sebebiyle, otomobil endüstrisinin sessizliğini ve dönemden aldıkları keyfi de tek bir tabelayla da olsa bir özeleştiri olarak yansıtması (bu noktada kafama Volkswagen takıldı, bir müzesi olsa Hitler ile haşır neşirliklerini müzelerinde anlatırlar mı acaba diye düşündüm) ve elbette müzenin tasarımı… Çocukluğumdan beri sevdiğimden, çocukluğuma bir armağan olarak bir oyuncak Mercedes 0302 aldım kendime çıkmadan önce.

Mercedes-Benz Müzesi Pazartesi hariç her gün sabah 9’dan akşam 6’ya kadar açık. Buraya ulaşım için S-Bahn’dan NeckarPark’ta inmeniz gerekiyor. Müze giriş ücretleri ise 8 Euro tam ve 4 euro indirimli…

One comment

  1. […] Şehir aynı zamanda çok başarılı hazırlanmış bir Mercedes – Benz Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Geçmişten bugüne Mercedes’in gelişim sürecini, arka plana koyduğu tarihi gelişmeler eşliğinde anlatıyor. Müzeyi ayrıca anlattığım bir yazı yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz. […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s