Okuduklarım (Şubat 2016) 

Herkese merhaba, 
Geçen ay başladığım bu “e-posta serisine” devam ediyorum. Şubat ayı benim için oldukça yoğun ve koşuşturmacalı geçti, sevdiğim tür bir koşuşturmaca bahsettiğim. Okumaya yeterli vakti ayıramadım, yine dört kitap hakkında yazacağım ancak! 

  
Nasipse Adayız (Ercan Kesal) – İletişim Yayınları
Seçim sürecinde özellikle, gazetelerin kitap eklerinde kendisine fazlasıyla ve istikrarlı bir şekilde yer bulan bir kitaptı Nasipse Adayız, siyasete yeni atılan bir doktorun adaylık sürecinde yaşadıklarını anlatıyor bu kitap. O davet senin, bu davet benim dolaşıyor doktorumuz, henüz aday adayı ve tüm çalışmaları liderin gözüne girmek için. Kitabın başında çok umursamıyormuş gibi bir hava takınsa da, zamanla deyim yerindeyse bu ihtiras onu ele geçiriyor. Doktorun “inanmadığı şeyleri” yaparak yükselmeye çalışması bizim Türkiye’de çok da yabancısı olduğumuz bir durum değil, tüm ideallerini, fikirlerini bir kenara bırakıp, desteklemediği ya da desteklemeyi düşünmeyeceği bir partiden aday oluyor doktor ve çevresi tarafından sürekli “sen kesin adaysın” diye gaza getiriliyor. Roman bu süreci detaylandırarak anlatırken, adaylığın açıklanması sürecine çok ani bir geçiş yapıyor ve sebeplerini, bu aşamaya giden yolu bize göstermeden doktorumuz birden gözden düşüveriyor. Neden, nasıl ve bu hızlı geçiş neden anlayamıyoruz, sanki Ercan Kesal yazarken sıkılıp, kitabı bir anda bitirivermiş gibi, birçok şey havada kalıyor. Bu bahsettiğim bilinçli bir tercihse de -nihayetinde böyle bir yöntemi benimsemiş yazarlar da var- başarıyla uygulandığını söyleyemem. 

  
Satranç (Stefan Zweig) – Can Yayınları 
Stefan Zweig bu kitabı intiharından çok kısa bir süre önce yazmış, kitapta ağır tecrite ve işkenceye ele geçirdiği bir satranç kitabını okuyup, kendi kendisiyle satranç oynayarak dayanan ve ne var ki bu süreçte “deliren” Dr. B.’nin bir gemide, satranç şampiyonu Czentovic ile gemidekilerin oynadığı oyuna dayanamayıp müdahil olması ve ardından kendisini yeniden bir satranç oyununun içinde bulması anlatılıyor. Kitabı okurken Czentovic karakterinin Hitler’i temsil ettiği bilinince daha akıcı ve etkili oluyor sanırım, bu karakterin sosyal yönü sıfır ve satranç dışında görünürde bir yetisi yok. Oyunu oynarken sükunetini hiç kaybetmeyip ve tüm olanakları kullanarak karşısında bulunan Dr. B.’yi kurtulduğu “deliliğe” yeniden sürüklüyor. Kitabın Stefan Zweig’in nasyonal sosyalizmle bir hesaplaşması olduğu söyleniyor. Sanırım bir nevi de veda mektubu, belki de bazı şeylere katlanamadığını bu şekilde anlatmak istemiş intiharından önce Zweig. 

  
Vaat Edilmiş Topraklarım (Ari Şavit) – Tekin Yayınevi 

İsrail – Filistin meselesini ara ara ve hep kısa kısa okudum bugüne kadar, ilk kez bu kadar derli toplu ve kronolojik sırayla okuyorum. Yazarın büyükbabası, İsrail’e ilk gidenlerden birisi ve kitap da o noktadan başlayıp, İsrail’in resmi olarak kuruluşundan, bugüne doğru ilerliyor. Ari Şavit bir gazeteci(ymiş), İsrail’de “liberal-sol” (Gözde’nin deyimiyle ‘liberal sol nasıl olabilir ki?’) bir gazetede yazıyor(muş). Filistinliler’in bugüne gelen durumun başlangıç noktasında tepki gösterdikleri çok söylenemez, İsrail’deki genel bakış açısının da, “buradan gidiversinler” noktasından farklı olmadığı görülüyor. Zira, ortada bir dini inanış var, o topraklar Yahudiler için vaat edilmiş topraklar… Kitap, İsrail – Filistin sorununun yanı sıra, İsrail’in iç sorunlarından da bahsediyor. Yazar yer yer farklı görüşler ortaya koysa da (işgal edilmiş köyler, barış içinde yaşama düşüncesi, Gazze’nin bu halde olmasının anlamsızlığı gibi…), yer yer klasik görüşlere de kayıyor. İran’ın nükleer bir güç olmasına açıkça karşıyken ve İran’ı bir tehdit olarak görürken, İsrail’in nükleer güç olmasıyla gururlanıyor. Birçok yeni bilgi öğrendim kitaptan, İsrail’in nasıl bu kadar güçlü olabildiğini, fakat Yahudiler’in bile kendi içerisinde bölündüğünü, Filistinliler’in hiçbir kayda değer direniş göstermeden topraklarını teslim edişlerini… Bu arada kitapta Türkiye – İsrail ilişkileriden hemen hiç bahsedilmiyor.

  
Subay ve Komutan ile Söyleşi (Mustafa Kemal Atatürk) – Cumhuriyet Gazetesi 

Bu kitabın İş Bankası Yayınları’ndan çıkan halinin arka kapağında şöyle yazıyordu hemen hemen: “Atatürk’ün yazarlığını hep ihmal ettik…” Bu aslında doğru bir kanı, Atatürk’ün yazarlığını çok bilmeyiz, bir tek Nutuk bilinir. Bu kitap da İş Bankası Yayınları tarafından da yayınlanmış olmakla birlikte, benim elimde Cumhuriyet Gazetesi’nin gazetenin bir hediyesi olarak verdiği baskısı mevcut. Kitap, Nuri Conker’in Subay ile Komutan (Zabit ile Kumandan) kitabına gönderme olarak yazılmış ve aslında Nuri Conker’e yazılmış bir mektup formatında. Kitapta Atatürk’ün neden büyük bir lider olduğunu (aslında kitabın yazılış dönemine bakarsak olacağını) açıkça görüyoruz. Atatürk (kitabın yazıldığı dönemde Mustafa Kemal) kitapta, iyi bir lider nasıl olunur sorusuna cevap veriyor, benim en etkilendiğim bölüm “insiyatif” bölümü oldu. Mesleği asker olan birinin, “ast-üst” ilişkisini bir kenara bırakıp, emirlerin uygun bir şekilde ilerlemesini beklemeden insiyatif alabilmeyi özendirmesi ve hatta üstlerinin aldığı hatalı kararları yüzlerine karşı eleştirebilmesi, Kurtuluş Savaşı’nın da nasıl başarıya ulaştığının ipuçlarını veriyor bize. Atatürk’ün hem çok iyi bir asker ve hem de çok büyük bir lider olduğunu görüyoruz. Kitapta bir savaş esnasında Edirne’de bir albaya gelen bir emirin hikayesini de anlatıyor Atatürk, albayın elinde iki emir var, ikincisi henüz uygulanmamış, birincisinin uygulanışının bitmesi bekleniyor. Atatürk emirleri okuyor ve ikinci emrin aslında birincisini ortadan kaldıran bir emir olduğunu fark ediyor, albay bunu anlayamamış durumda. Osmanlı Ordusu’nun eksikliklerini ortaya seriyor Atatürk kitapta. Kısa, fakat kısalığıyla ters orantılı bir şekilde etkileyici… İş Bankası Yayınları’nın arka kapağında yazan durum da ayrıca büyük bir gerçek, Atatürk’ün yazarlığını ihmal etmeyelim. 

Gelecek ay yine görüşmek üzere, daha kısa yazmaya çalışacağım demiştim, ama sanırım başaramayacağım. Deneyeceğim. 🙂 

Cihan 

*”Kısacası, insanları istediği gibi kullanan kuvvet; düşünceler ve bu düşünceleri onlara anlatıp tanıtan ve toplumun geneline yayan kimselerdir.” 
Subay ve Komutan ile Söyleşi (Mustafa Kemal Atatürk) 

Öneri üzerine başladığım bu yazılara, istikrarlı bir şekilde devam edebilmeyi umuyorum. Gezi blogu olmasını hedeflediğim bir blogda bu tarz bir içerik olup olmayacağını düşündüm, fakat kitaplar da bizim yol arkadaşlarımız, bu “mektup/e-posta” şeklinde yazılmış yazıları, hiç dokunmadan, gönderdiğim haliyle burada da paylaşıyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s