Haliç’in Kıyısında : Balat, Fener ve Pierre Loti

“Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız / örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk / yahut bir adam bıçaklasak / yahut sokaklara tükürsek / ama en iyisi çeker giderdik / geyikli gecede uyurduk…”

Eminönü’nden bindiğimiz otobüsten Balat durağında iniyoruz, duvarda “geyikli geceyi hep bilmelisiniz…” yazıyor, en sevdiğim Turgut Uyar şiiri. İstanbul’un Altın Boynuz’u Haliç’in kıyısındayız, Haliç’in kıyısında iki semti gezeceğiz, Balat ve Fener. İstanbul’da unutulmuş, artık gezi rehberlerine bile girmeyen, bir zamanların önemli semtlerini.

Duraktan inince karşıya geçiyoruz, hemen önümüzde şarkılara konu olmuş Agora Meyhanesi, terk edilmişliğiyle… Tabelasında yalnız bir 1890 yazısı. Balat’ın sokaklarına atıyoruz kendimizi.

image00
Agora Meyhanesi

Elimizde çok fazla bir veri toplamadan gelmişiz, nereye gideceğimizi, nereyi göreceğimizi hesaplamadan, rastgele bir gezi olsun istiyoruz bugün. Ancak Balat’a geldikten sonra dükkanlara girip soruyoruz, “nerelere gidelim…” diye. Bir şey daha biliyoruz, buraya şimdi şimdi savaştan kaçan Suriyeliler yerleşmeye başlamış, nitekim sokakta görüyoruz. İnanılmaz bir yoksulluk dolanıyor Balat sokaklarında, bir zamanların görkemli evleri şimdi mültecilerin başını sokacakları bir çatıya dönüşmüş durumdalar.

Balat, Osmanlı döneminde İspanya’dan kaçan Yahudilerin yerleştiği semt. Bugün o dönemden kalan sinagoglar görülebiliyor halen. 1950’lerden itibaren İsrail’e gidiyor buradaki Yahudiler ve semt eski kozmopolit yapısını kaybediyor.

image01

Sokaklara girip çıkarken fotoğraflarda gördüğümüz rengarenk evleri görüyoruz. Seviniyoruz hemen, aklımda yine Geyikli Gece, “üç ev görsek bir şehir sanıyorduk…” Bazı sokaklarda Yahudilerin evleri de var, cumbalı, sokağa doğru taşmış evler bunlar. Harabe olmaya yüz tutmuşlar bugün.

image07

Yukarı tırmanıyoruz yavaş yavaş, Fener Rum Erkek Lisesi’ni görmeye. Balat’ın yukarı kısmında, kıpkırmızı, büyük bir bina burası, bugün hala okul. Ders saatleri içerisinde giderseniz içini görmenize de izin veriyorlar.

Bu binayı, İtalya’da, İspanya’da şatolar yapan bir mimar olan Dimadis yapmış, beş senede. Fener eski bir Rum semti, bugün yine yoklar. Parmakla sayacak kadar az öğrencisi var bu okulun, belki altmış kişi ve bu haliyle bile İstanbul’un en kalabalık ikinci Rum okulu. Şahane bir Haliç manzarası var okuldan görülen, penceleri ise sık tellerle kaplı. Dışarıdan taş atıldığında etkilenmemek içinmiş, içim acıyor.

image02

Okulun arka taraflarına doğru Kanlı Kilise olarak bilinen bir kilise var, asıl adı Moğolların Meryemi Kilisesi. Halen ibadete açık… Osmanlı döneminde camiiye çevrilmeyip, Rumlar’ın ibadetine bırakılmış, Bizans döneminden kalma tek kilise burası. Teoride ziyarete de açık olsa da, çoğu zaman girmenize izin vermiyorlar.

image03

Aşağı doğru inip Dimitri Cantemir Kafe’de oturuyoruz biraz, bir çay içiyor, tost yiyoruz ve Fener sokaklarına doğru ilerliyoruz. Balat’taki o yoksulluk görüntüde azalıyor gibi görülüyor, turistler için yapılmış kafeler çıkmaya başlıyor karşımıza. Bizans döneminde burada bulunan deniz fenerinden almış semt adını, tarihi boyunca Rumlar’ın yaşadığı bir yer olmuş. 6-7 Eylül olaylarıyla birlikte Rumlar burada yaşama olanaklarını kaybetmişler, dükkanları yağmalanmış, canları tehdit edilir hale gelmiş. Bir kısmı İstanbul’un başka semtlerine yerleşmiş, bir kısmı Yunanistan’a göç etmiş. Statüsü sürekli tartışma halinde olan Fener Rum Patrikhanesi de bu semtte bulunuyor.

image06

Patrikhane’nin bir de kapısı var, “Kin Kapısı” olarak biliniyor bugün. 1821’de Mora İsyanı sonucu Yunanistan bağımsızlığını ilan edince, İstanbul’da bulunan patriğin isyanda rolü olduğu iddiasıyla yapılan yargılamada patrik suçlu bulunuyor ve Patrikhane’nin kapısı önünde asılıyor. O gün bugün bu kapı kapalı tutuluyor. Açılması için beklenen şartlar farklı kaynaklarda farklı şekillerde anlatılıyor, ki bazılarına göre bu intikam hikayesi tamamen efsane. Kimisi İstanbul tekrar Rumlar’ın eline geçene kadar kapalı kalacağını söylüyor, kimisi orada bir Türk asılana kadar… Patrikhane ise, “bizde geleneklere göre ölünün üzerinden geçilmez, orada bir Patriğin ölüsü var…” diyor.

image04

Patrikhane’nin ardından tekrar bir otobüse binip Pierre Loti tepesine gidiyoruz Haliç’i bir de tepeden seyretmeye, adını sık sık buraya gelen ünlü Fransız yazar Julien Viaud’ın lakabından almış.  O dönemki manzara yok bugün, karşımızda değişmiş, kimliğinden koparılmaya çalışılan bir İstanbul var.

image05

Hava kararırken tepeden iniyoruz ve Taksim otobüsüne biniyoruz. İstanbul’un kozmopolit tarihinde yaptığımız bu yolculuk ve bu semtlerin bugünkü hallerini karşılaştırınca üzülmemek mümkün değil. Benim aklımda halen Geyikli Gece…

“ister istemez aşkları hatırlatır / eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş / şimdi de var biliyorum / bir seviniyorum düşündükçe, bilseniz / dağlarda geyikli gecelerin en güzeli…”

image09

Haliç

Nasıl Giderim?

Eminönü’nden Haliç hattını takip eden İETT otobüsleri ile, yazıda anlatılan bölgelere ulaşmanız mümkün. Fener durağında inip, yürüyerek Fener-Balat ekseninde gezebilirsiniz. Pierre Loti’ye gitmek için tekrar sahil yolundaki duraklara yürüyerek, oradan Eyüp’e giden İETT otobüslerine binmeniz gerekiyor. Pierre Loti’den indikten sonra Eyüp üzerinden İstanbul’un belli başlı merkezlerine doğrudan giden otobüsler bulabilmeniz mümkün. 

Bu yazı ilk olarak 23 Aralık 2015 tarihinde gezi.com’da yayımlanmıştır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s