Geldim, gördüm, yendim: Tokat

On gün boyunca, Türkiye hakkında umutsuzluğa düşmeme sebep olan Tokat – Amasya – Sivas gezisindeydim. Ankara’dan bindiğimiz Tokat Seyahat ile yaklaşık 6 saatlik bir yolculuğun ardından vardık Tokat’a. Otobüslerde satış, her durakta duruş gibi durumlar eskide kaldı zannediyordum, hala devam ediyormuş meğer. Akşamüstü vardığımız Tokat’ta, şehrin hafif dışında İşeri Restaurant’ta yemeğe gittik. Tokat Kebabı bana pek hitap etmediğinden ben “Siyah – Beyaz Biftek” yedim, çok lezzetliydi açıkçası.

Asıl gezimiz ertesi gün başladı. Sabah sokaklarda rastgele başladığımız gezide ilk durak Meydan Camii oldu.

Camiinin dış tarafında mahlep yayılıydı bir bezin üzerinde, burada şarabı yapılıyormuş. Nitekim valiliğin hazırladığı “Tokat Rehberi” de bize “Tokat şarabı tatmadan dönmememizi” salık veriyor. Bu kolay bir şey değil, zaten o rehberi okuyup da Tokat’a çıkıp dolaşmaya başladığımda, “bu şehirde gerçekten şarap var mı” dedim ilk olarak. Son gün öğrendik ki Taşhan’da bulunan “Dimes” bu şarabı isteyenler için getiriyormuş, fiyatı 50 TL. Aynı zamanda daha uygun fiyatlarla Migros’ta da bulunabiliyormuş.

Meydan Camii’nin ardından istikamet Ali Paşa Hamamı, Tokat’ın ana caddesinde en çok dikkat çeken tarihi yapılardan biri ve halen aktif olarak kullanılıyor. 1572 tarihine ait bu hamamın tam karşısındaki sokağa doğru girdiğinizde meşhur Sulu Sokak’a ulaşmış olacaksınız. Tarihi ve bakımsız (belki böylesi daha iyi) Tokat Evleri’nin bulunduğu bir sokak Sulu Sokak. Tokat’ın en eski sokaklarından birisi.

Tarihi ev dediğinizde gözünüzün önüne gelen ahşap pervazlı beyaz evler sanırım. Neden bütün evleri böyle yaptıklarını ben henüz çözemedim, boya masrafından mı kaçmaya çalışıyorlar, uğraşmak mı istemiyorlar… Halbuki bu sokakta evler rengarenk.

Bu sokakta yalnızca bir ev restore edilmiş ve “Kültür Evi” olarak hizmete sokulmuş. Orada bulunan görevliler size evdeki günlük yaşamı anlatıyorlar. Bize bir de tam üzerine gittiğimiz için “katmer” ikram ettiler. Afiyetle yedik. Açıkçası iyi oldu, çünkü buraya gitmeden önce içtiğimiz bir çay yüzünden midem bulanıyordu, o saatte beklemiş çayı nasıl başardılar anlamadım, fakat seyahatin başlangıcında böyle bir çay içmiş olmak, beni çaydan soğuttu desem yeridir. 

Sulu Sokak’ta bulunan tarihi bir hanı müze olarak düzenlemişler. Aslında, şehrin ana caddesinde bulunan Gök Medrese, geçmişte müze olarak kullanılıyormuş, fakat şu anda atıl durumda ve boş duruyor. Ziyarete de kapalı. 

Müze Tokat’taki günlük yaşama ilişkin bilgilerin yanı sıra, Tokat’ın tarihi ile ilgili de aydınlatıcı oluyor. Yapılan kazılarda bulunan eşyalar sergileniyor. Hem arkeoloji hem de etnografya müzesi özelliği taşıyor bu haliyle. Şimdilik biraz fakir, geliştirilmesi gerekiyor. 

Yeri gelmişken Tokat’ın tarihinden biraz bahsedebilirim belki. Tokat’ta geçmişten bugüne Hititler, Frigler, Persler, Büyük İskender’in Pontus’u, Romalılar, Bizans, Danışmendliler, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Osmanlılar hüküm sürmüşler. Sezar meşhur “geldim, gördüm, yendim” sözünü Tokat’ın Zile ilçesinde savuruvermiş. Bir zamanlar “geldim, gördüm, aşık oldum” şeklinde Tokat’ın tanıtım cümlesi olarak da kullanılmış Sezar’ın “veni, vidi, vicisi.”

Müzenin ardından Sulu Sokak’ta dolaşmaya devam ettik, evlerinin önünde bulunan insanlarla sohbet ettik. Birisi “ben çiçek delisiyim, komşularım da sayemde çiçeklerin arasında oturuyor” dedi bize, evinin önünü saksılarla donatmıştı. Öbürü, “bu evlerin dışı seni, içi beni yakar” dedi, aynı serzenişi Eskişehir’de de duymuştuk. Evinin önünde oturan bir kadın ,”kalkıp geliyorsunuz gezmeye, toz ediyorsunuz buraları hep” demişti. Bir başka kadın ise illa ki “kola vereyim” dedi. Teşekkür ettik, ayrıldık. 

Sulu Sokak’ın ardından istikamet Taş Han. 

Taş Han’ın içinde bir kafenin yanı sıra, Tokat el sanatlarına dair dükkanlar var. Tokat’ın ahşap baskı yazmaları örneğin… Fakat daha çok çeşit ve daha makul fiyatlar için “Halit Sokak” daha uygun bir adres olacaktır. 

Ertesi sabah bir panikle Tokat’tan pasaport başvurusunda bulundum. Beraber seyahate çıkacağımız arkadaşımdan “pasaport krizi varmış” uyarısı gelince, sövüp sayarak gittim başvurdum pasaportuma. Halen de gelmiş değil. “Keşke” dedim, “şu kriz nüfus cüzdanında, ya da herkesin işine yarayacak bir şeyde çıksa da, herkes farkına varsa nasıl da kötü işlediğinin her şeyin. Biraz sıkıntı çekseler keşke…” Acımasızlaşıyorum sanırım. 

Bu stresin ardından bizi Ballıca Mağarası paklar. Burası Türkiye’de soğan tipi sarkıtların bulunduğu tek mağara, 680 metresi turizme açık. İçeride nem oranı yaz kış %55 ve sıcaklık da 20 derece civarında… Mağaranın yaklaşık 3.4 milyon yıl yaşında olduğu tahmin ediliyor. Aynı zamanda bu mağara şu ana kadar tespit edilen tüm mağara oluşumlarına sahip… 

Ballıca Mağarası’na, şehir merkezinden ulaşım maalesef yok. Ya Pazar ilçesine giden minibüslere binip, oradan taksiye, ya da merkezden taksiye binmek durumundasınız. Mağaranın biraz aşağısında bulunan “Dürdane Hanım” isimli yerde ise mutlaka ve mutlaka gözleme yemelisiniz. Çökelekli, patatesli, sade ve kıymalı… Yemeye doyamadık! 

Şehre gidince istikametimiz Latifoğlu Konağı. Biraz önce bahsettiğim “Kültür Evi” gibi, fakat biraz daha geniş bir alana yayılan, klasik Anadolu evi. Kapı işlemeleri ve duvar yapıları ile bir nebze diğerlerinden ayrılıyor. 

Halit Sokak ise, Tokat’ın bir başka tarihi sokağı. Buradaki evler nispeten daha bakımlı, restore edilmiş durumdalar. Yazmacılar da bu sokakta bulunuyor. 

Halit Sokak’ın ucu ise sizi Ulu Camii’ye götürecek. Aşağıdaki fotoğrafta Ulu Camii ve Tokat Kalesi’nin surlarını görüyorsunuz. Tokat Kalesi genel olarak korunamamış bir kale, yukarı çıktığınızda göreceğiniz tek şey şehir manzarası oluyor. 

Ulu Camii’nin bulunduğu sokağın hemen ucunda bulunan taksi durağının yan tarafında ufacık bir kahvehanenin bahçesi var. Orada oturup, biraz ilerideki bedestenin yanında bulunan pideciden “çökelekli pide” yemenizi de öneriyorum. 

Bir de üzülerek Tokat’ta insanların bilmediğini / gitmediğini gördüğümüz Atatürk Evi var. Atatürk’ün Tokat’a gelişlerinde kaldığı ev, Devegörmez Mahallesi’nde bulunuyor. Atatürk gelişlerinde bir kez Latife Hanım’la, diğer seferlerde ise yalnız başına kalmış burada. Evin sahibi, Atatürk’ün Samsun’a çıkışında da Atatürk’ün yanındaymış. Mahallenin adının Devegörmez olmasının sebebi ise, zamanlardan bir zaman buralar ıssız yerlerken iki sevgili burada buluşmuş ve kız “aman biri görür” diye paniklemiş, oğlan da “yok canım, burada deve bile görmez” demiş efsaneye göre.

Atatürk Evi’nin ardından yürüyerek Mevlevihane’ye geçtik. Mevlevihane de tarihi bir sokak olan Bey Sokağı’nda bulunuyor. Bey Sokağı, kitaplara da geçmiş Tokat’ın en meşhur tarihi sokaklarından biri. 

Bu sokağın ucu da aynı zamanda Yeşilırmak’ın bir kolu olan Behzat Nehri’ne çıkıyor. Nehirin kenarında Tokat Saat Kulesi’ni görmek de mümkün. 

Yeşilırmak kenarı ise çay bahçeleriyle çevrili… Orada çalışan bir tanıdığımız bize, “gidince bir bakın, Amasya nasıl değerlendirmiş, Tokat nasıl değerlendirmiş” dedi. Bunda Tokat’ın yerleşime daha uygun bir arazisinin olmasının da etkisi vardır mutlaka, Amasya ise bir vadinin içine sıkışmış bir şehir, buna mecbur kalmış da diyebiliriz. 

Tokat yeşil bir şehir, görmeye değecek bir şehir, ama pis… Sokaklar, yeşil alanlar çöp dolu. Bu yazıda kene kelimesinin geçmemiş olması benim tüm kaygısızlığımla yeşil alanlara daldığım manasına gelmesin, şehrin her tarafında, ama her tarafında “keneye dikkat” uyarıları varken buna kulağınızı tıkamak kolay olmuyor. 

Anlaşıldığı gibi Tokat’tan sonra istikametimiz Amasya… O da bir başka yazının konusu olsun. 
Haziran 2012

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s