Neden Gençken Seyahat Etmelisiniz?

Yunanistan yazılarına devam etmeden önce, Jeff Goins’in bir yazısını paylaşmak istiyorum. Yazıyı okuduğumda, yazının çevrilmesi gerektiğini düşündüm ve elimden geldiğince çevirdim. Belki birileri daha etkilenir, yola çıkar, hayallerini gerçekleştirir. Alışkanlıklarınızı belirleyin kısacası ve hayatınızın devamında sizi pişman edecek kararlar vermemiş olmaya çalışın. Hayallerinizin peşinden gidin ve de, en azından denemiş olursunuz.

Image

Bunu yazarken, bir yandan uçuyorum.  İnanılmaz bir durum; havada asılı 200 mil hızla gidiyorum ve bir yandan da dergimi okuyorum. Heyecan verici, değil mi?

Bu sabah saat 3’te kalktım. Güneş doğmadan çok önce, otuz kadar insan, bir minibüse doldurulduk ve San Juan Havaalanı’na kadar 2 saat yol gittik. Seyahatimiz sona ermişti ve eve dönme zamanıydı. Ama biz değişmiştik.

Oturup, bana zencefil birasını getirecek uçuş görevlisini beklerken, neden bu kadar çok seyahat ettiğimi düşündüm. Öbür gece bunu neden yaptığımı hatırladım, neden tüm güçlüklerine rağmen bir seyahat disiplinine inandığımı…

Bir iş gezisindeydim Porto Riko’da. Bir gün sonra, kaldığımız kiliseye geri dönerken, genç bir kadın bir soru sordu:

“Sence yüksek lisans mı yapmalıyım, yoksa Afrika’ya mı taşınmalıyım?”

Muhtemelen benimle konuşmuyordu, hatta eminim bundan. Ama bu benim kendi önerimi yapmamı engellemedi.

Ona seyahat etmesini söyledim. Cevap basitti. Bahane yok. Sadece git!

İç çekti, kafasını salladı. “Evet, ama…”

Bu bahaneyi daha önce çok duydum ve kabul etmiyorum. “Evet, ama…” cevabını tanıyorum, defalarca söylendi bana. Zararsız duruyor kelimeler, ama aslında ölümcül.

“Evet, ama…”

…borç ne olacak?

…işim ne olacak?

…erkek arkadaşım ne olacak?

Bu kalıp öldürücü. Sanki, en iyi şeye niyetlenmişiz de, yapmamız gerekeni yapmaktan korkuyormuşuz gibi duruyor. Kulağa asil gibi gelip, bizim korkak olmamızı kolaylaştırıyor.

Dünyayı seyahat etmeyi bekleyip bunu yapamayan çok insan tanıyorum. Bunun aksine, yüksek lisans yapmak isteyen, ya da sürekli bir işi olmasını uman insanlar bunu seyahat ettikten sonra da gerçekleştirebildi.

Bu bana, Dr. Eisenhautz’u ve erkeklerin soyunma odasını anımsattı.

Dr. Eisenhautz, benim okulumda görevli Alman öğretim üyesi. Almanca okumadım, ama yabancı dil öğrencisiydim, bu yüzden birbirimizi tanıyorduk. Bu, onun neden benimle sabahın altısında bir sohbet kurduğunu gösteriyor.

Ben spora başlamak üzereydim, o ise bitirmişti. İkimiz de soyunma odasında giyiniyorduk. Bu –en azından söylerken- biraz tuhaf, iki yetişkin adam kıyafetlerini çıkarırken sohbete koyuluyorlar.

“Buraya sık gelir misin?” diye sordu. Gülebilirdim.

“Hmm, evet, sayılır…” dedim hala gözlerimin çapaklarını temizlerken.

“Bu harika” dedi, “harika…”

Başımı salladım, gerçekten dikkatimi ona vermemiştim. O ihtiyacı olan adrenalini halihazırda almıştı, ben ise sıramı bekliyordum. O esnada ben, bir arkadaşımla birlikte birkaç haftadır hafta üç gün spor salona geldiğimi söyledim.

“Harika” dedi tekrar Dr. Eisenhautz. Sanki ne söyleyeceğini düşünürmüş gibi durakladı. Sonra, ağzındaki baklayı çıkardı. Hayatımda duyduğum en derin şeyi söyledi.

“Burada oluşturduğun alışkanlıklar ömür boyu seninle birlikte olacaklar.”

Birden kafam boşaldı, gözlerim büyüdü ve gözlerimi ona diktim, kelimelerin yarı açılmış zihnime girmesine izin vererek. Kafasını salladı, huysuzca güle güle dedi ve gitti. Şaşkınlıktan dilim tutulmuştu.

Bu kelimeler günün geri kalanında kafamın içinde dolaştı durdu. Yıllar sonra, hala benimleler. Söylediği doğru –genç yıllarınızda geliştirdiğiniz alışkanlıklar, çoğunlukla, varlığınızın geleceğinde de sizinle birlikte olacaklar.

Bunun ispatını tekrar tekrar gördüm. Üniversitedeyken çok fazla içen arkadaşım, bugün daha fazla içiyor.  O zamanlar buna, “partilemek” diyorduk. Şimdi ise daha az cazip bir ismi var; alkolizm. Başka örnekler de var. Korunmasız beraber olmuş kız ve erkeklerin, şimdi bebekleri ve mutsuz evlilikleri var.  Hevesleri olmayan bu insanlar, hala aynı ölümle sonlanacak işlerine devam ediyorlar.

“Biz tekrarladıklarımızdan ibaretiz” demiş Aristoteles bir keresinde. Kasvetli konuşmak istemiyorum ve hayatınızın bir anda tersine döneceğine inanıyorum, burada önemli bir ders var: Hayat, bilinçli alışkanlıklarınızın bir sonucudur. Bu yüzden, ben en önemli şeyleri ilk olarak yapmaya karar verdim, sona bırakmadan.

Üniversiteden mezun olduktan sonra, bir müzik grubuna katıldım ve dokuz ay boyunca Kuzey Amerika’yı dolaştım. Altı grup arkadaşımla birlikte, okullarda, kiliselerde ve hapishanelerde konser verdik. Hatta Tayvan’da bir ay geçirdik denizaşırı turnemizde. (Biz Tayvan’da baya büyüğüz.)

Düşük seyahat bütçemizin bir sonucu olarak, genellikle insanların evlerinde kaldık. Yemek esnasında, ya da sonrasındaki sohbetlerde, neredeyse her gün aynı şey oluyordu – o korkunç söz. Yoldaki hayat hakkında konuşurken biz – uzun günlerin zorlukları, bir minibüste kafeslenmiş olmak ve her an hareket halinde olmak – iyi niyetle de olsa biri, “yaptığınız şey harika… ve bunu hala gençken yapıyor olmanız” diyordu.

İşte… Bu son kelimeler, -hala gençken- yüzümü sanki önümde limon sıkılıyormuşçasına ekşitti. Kendi pişmanlıklarını, benim üzerimden gidermeye çalışıyorlardı. Bunu duymaktan nefret ediyordum.

Bağırmak istedim.

“HAYIR, hala genç olmam harika değil. Bu ömrümün geri kalanı için harika. Anlamıyorsunuz. Bu benim zaman öldürmek için yaptığım bir şey değil. Bu benim amacım. Hayatım! Sizin sahip olduklarınızı istemiyorum. Her zaman bir macerasever olacağım.”

Bir yıl içinde, otuz olacağım. Şimdilerde ne kadar yanıldığımı fark ediyorum. Bu kelimeleri söyleyenlerin niyeti ne olursa olsun, içerisinde bir bilgelik vardı.

Yaşlandıkça, hayat bize bir şeyler yapabilir. Ne yapıyor olursak olalım, daha fazla sorumluluk, daha fazla yük ve daha fazla mecburiyetle yüz yüze gelebiliriz. Bu her zaman kötü değildir. Hatta, birçok durumda iyidir bile. Bu insanları etkilediğiniz, onlara bir şey kattığınız anlamına gelir.

Gençlik en güçlü olduğunuz zamandır. İstediğinizi yaparsınız. Olgunlaştıkça ve yeni sorumluluklarınız oldukça, neyin önemli olduğunu bilinçli bir şekilde görebilmeniz gerekir. Bunun en iyi yolu, hayatınıza yatırım yapmanızdır, böylece gelecek yıllarda kim olacağınızı etkileyebilirsiniz.

Ben bunu seyahat ederek yaptım. Amacım turist olmak değildi – hayatın güzelliğini keşfetmekti – mükemmel olmadığımı hatırlamaktı.

Golden Gate Köprüsü’nde bisiklet sürmek ya da gün batımında Kolezyum’u seyretmek gibisi yoktur. Keşke size Guatemela Dağları’nın inanılmazlığını ya da bir İtalyan TV’sinde görünmek için acele etmenin nasıl bir şey olduğunun resmini çizebilseydim. Niagara Şelaleri’nin ya da Amerika’nın kırsal orta-batısının sahip olduğum harika fotoğrafları bile deneyimlemenin yerini tutamaz. Size, Güney İspanya’nın bir trenin iyi bir seyir konumundan nasıl güzel gözüktüğünü de anlatamam, bunu kendiniz tecrübe etmek zorundasınız. Bunu anlayabilmenizin tek yolu, onları görmek.

Gençken, seyahat etmelisiniz. Dünyayı görmeye ve hayatın dolu doluluğunu hissetmeye zaman ayırmalısınız. Michelangelo’nun önünde oturup, bir öğleden sonrasını onunla geçirin. Paris’in sokaklarında yürüyün. Klimanjaro’ya tırmanın. Applachian Yolu’nda yürüyün. Çin Seddi’ni görün. Kamboçya’nın “ölüm tarlalarında” kalbinizi incitin. Büyük Set Resifi’ne doğru yüzün. Bunlar, sizin hayatınızın geri kalanını tanımlayacak anlar, sonsuza dek sizinle ayakta kalacak anılar.

Seyahat etmek, sizi başka çok az şeyin yapabileceği ölçüde değiştirir. Sizi, sizden çok büyük sorunlarla bile ilgilenmeye zorlayacak bir konuma koyar. Dünyanın hem çok büyük, öte yandan da çok küçük olduğunu anlarsınız. Dünyanın üçte ikisinin her gün biraz yemek için savaş verdiğini görerek, acı ve ızdıraba saygı duymayı öğrenirsiniz.

Hala gençken, “kültürlenin.” Dünya ve harika insanları bu boşluğu doldururlar. Dünya, seçkin bir sanat ürünü olacak kadar çarpıcı bir yer. Görün!

Her zaman genç kalmayacaksınız. Hayat her zaman sizinle ilgili de olmayacak. Bu yüzden seyahat et genç insan. Tüm bunlar için dünyayı tecrübe et, buna değer. Kültürlü, maceracı ve merhametli bir insan ol. Bunu hala yapabiliyorken.

Zamanı boşa harcama. Onu geri döndüremezsin. Hayatınızın geri kalanı için önemli bir fırsat bu. Ne ekersen, onu biçersin. Bu dönemde edindiğin alışkanlıklar, hayatının geri kalanında seninle birlikte olacak. Bu alışkanlıkları akıllıca seç.

Eğer istediğin kadar genç değilsen, (birazımız öyleyiz), gene de seyahat et. Kolay ya da pratik olmayacak, ama buna değecek. Seyahat etmek, senin diğer insanlarla derinden ve kalıcı bir bağ kurmanı sağlar, başka çok az şeyin yapacağı kadar. Bir başka deyişle, seni daha çok insan yapar.

En azından bana yaptığı bu. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s